<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792</id><updated>2011-11-27T15:17:22.026-08:00</updated><category term='Tarihi Değiştiren Askerler'/><category term='Vilcabamba'/><category term='atatürk'/><category term='el-cezeri'/><category term='Papa'/><category term='Kitap'/><category term='Soyağacı'/><category term='soykırım'/><category term='İlk Sivil Türk Pilotu'/><category term='Kral Henry'/><category term='İlk Uçak Üretimi'/><category term='Yemen'/><category term='ad6307'/><category term='Yıldırım Beyazid'/><category term='filistin'/><category term='İmam Yahya'/><category term='Machu Picchu'/><category term='Avustralya &apos;ya Savaş Açan İki Türk.'/><category term='ama dünya yine de dönüyor'/><category term='Avrupanın bölünmesi'/><category term='japonya'/><category term='peru'/><category term='Terracotta Army'/><category term='video'/><category term='Hayat öyküleri'/><category term='Abdülhamit Han'/><category term='Halikarnas balıkçısı'/><category term='türkler'/><category term='Nuri Demirağ'/><category term='Osmanlı'/><category term='ermeni sorunu'/><category term='mısır piramidleri'/><category term='Hiram Bingham'/><category term='Turklerin soy ağacı'/><category term='Abd'/><category term='TARİHTEN İLGİNÇ GERÇEKLER'/><category term='Osman Bölükbaşı'/><category term='eröz'/><category term='Ali Çimen'/><category term='Cevat Şakir kabaağaçlı'/><category term='3 Mart 1945'/><category term='Afife Jale'/><category term='arma'/><category term='Turkler'/><category term='Yeraltı Heykel Ordusu'/><category term='İLK TÜRK HAVA ŞEHİTLERİMİZ'/><category term='Anglikan Kilisesi'/><category term='Türk Bayrağı'/><category term='osmanlı arması'/><category term='galileo'/><category term='istanbul kahire uçuşu'/><category term='galile'/><category term='İnka'/><category term='tarihin ilk robotu'/><category term='VECİHİ HÜRKUŞ'/><category term='bodrum'/><title type='text'>TARİH</title><subtitle type='html'>Bugün de; Yarın tarih olacak. 
Tarih her zaman sıkıcı değildir.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>31</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-6724597830195438364</id><published>2008-02-25T23:58:00.000-08:00</published><updated>2008-02-26T00:07:03.883-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TARİHTEN İLGİNÇ GERÇEKLER'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Avrupanın bölünmesi'/><title type='text'>AVRUPA'NIN BÖLÜNMESİ</title><content type='html'>&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İmparator Alexius ve              Antiokya (Antakya) Kuşatması&lt;br /&gt;1097, Bizans              İmparatorluğu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa'da hem politik, hem de dinsel olarak bir              güç bölünmesi yaşanıyordu. Dokuz yüz yıllık tarihinde Roma              İmparatorluğu'nun doğusu ve batısı arasındaki fark çok belirgindi ve              ayrılması doğaldı. O zamanlar Batı'da Bizans İmparatorluğu pek              önemli görülmüyordu. Asillerin ve baştakilerin günlük yaşamları ise              merak ediliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İznik Konsülünün aldığı kararlar bile              Hıristiyanların çıkarlarından daha az önemliydi. Hükümetler bölünmüş              olsa bile Büyük Roma İmparatorluğu'ndaki yerlerini hatırlıyorlardı.              Bu öyle güçlü bir imajdı ki, bin yıl sonra bile Avusturya monarşisi              kıskançlığını sürdürecekti. Yunanca konuşan ve kendilerine Rhomaio,              imparatorluklarına Romania diyen vatandaşlar da vardı. Avrupa'yı              bölen din değildi, Konstantinopol'de tahta çıkan imparator              Alexius'du.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslam orduları Suriye'yi ve Balkanların çoğunu              fethettiğinde Bizans'ın vergi geliri de hayli düştü. Sonuç olarak              imparator gelirlerini artırmanın yollarını aradı. Birçok çabasından              biri de Roma'daki Papa'yı yardıma çağırmak oldu. Uydurulan bahane de              kutsal toprakları özgürleştirmekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Papa'nın ise bir sorunu              vardı. Pek çok işsiz asker etrafta başı boş dolanıyordu. Alexius'dan              yardım isteyen bir mektup alınca, Tanrı'nın iki soruna birden bir              çözüm gönderdiğine inandı. Papa Urban kutsal toprakları kurtarmak              için yapılacak bir haçlı seferi için çağrıda bulunmaya başladı.              İşsiz ve sabırsız askerler, topraktan yeterince kazanamayan              çiftçiler ve onur kazanmak isteyen soylular ya da evlerinde              sıkılanlar söz verilen cennet mekanlarını kazanmak için orduya              katıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alexius birkaç bin adam beklerken binlerce şövalye              ve askerin çağrısına yanıt verip Konstantinopol'e gelmekte olduğunu              öğrendi. Bu kadar çok insanı kendi şehrinde barındıramazdı Alexius.              Ayrıca gelenlerin, ülkesinden arta kalanı elinden alma ihtimali de              yüksekti. Gelenlerin çoğunun burnu büyük, şiddet düşkünü ve aynı              zamanda cahil olması da durumu zorlaştırıyordu. Zaten bir yüzyıl              sonra bu korkulan da gerçekleşecekti. Konstantinopol Osmanlı              Türklerine geçtiğinde nüfus yüzde altmış azalmış olacaktı.             &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizans İmparatoru bir çözüm buldu. Haçlı ordusu ulaştığında              askerler ona bağlılık yemini etmeden kimseyi içeri almayacağını              açıkladı. Bu aynı zamanda fethettikleri toprakların da ona ait              olması anlamına geliyordu. Bu, iyi güzeldi de, bağlılık ilan edilen              lordun da sorumlulukları vardır. En önemlisi de yardım ve koruma              sağlamalıydı. Batı krallıklarında bu çoğu zaman yakalanan bir              şövalye için gerekli fidyeyi ödeyip onu kurtarmak anlamına gelirdi.              Bu, bütün şövalyelerin hatta düşmanların bile birbirini tanıdığı              küçük Batı krallıklarında uygulanan bir yöntemdi. Ama Alexius,              güçten düşmüş olsa da büyük bir imparatorluğun başındaydı. Büyük bir              ihtimalle o zamanlarda Konstantinopol'de Paris'tekinden çok insan              yaşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alexius yeni "kullarım" apar topar savaşa              gönderdi ve birkaç ay içinde bu ordu bir Selçuklu Türk birliğini              yendi, Antiokia'yı'u (Antakya) kuşattı. Kuşatma uzun sürdü, bu da              Selçuklulara yeni bir ordu kurmak için zaman kazandırdı. Haçlılar              Alexius'un zamanında gönderdiği erzak sayesinde kuşatmayı başarıyla              sonuçlandırdı. Ama birkaç ay sonra bu kez Selçuklu ordusu Antioch'u              kuşattı. Ancak Selçuklular surları aşamadı ama bir süre sonra yeni              bir ordu daha oluşturdular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı'da beklendiği gibi Haçlılar              bağlılık yemini ettikleri lordun gelip kendilerini kurtarmasını              beklediler. Alexius'un ise sadece bir ordusu vardı. Hem              Konstantinopol'ü korumak, hem de işgale karşı savaşmak gibi iki              işlevi vardı ordunun. Alexius'un kullarına yardım etmesi gereken bir              tanrı gibi mi, yoksa ülkesini koruması gereken bir imparator gibi mi              davranacağına karar vermesi gerekiyordu. Antioch'a ilerlerse hızlı              ve kayıpsız bir zafer kazanması gerekirdi, çünkü ordusu zarar              görürse Konstantinopol'ü savunacak kimse kalmayacaktı. Oraya kadar              gidip de başaramazsa geri dönüşü, telafisi yoktu. Türkler koruma              sözü verdiği milyonlarca insana ulaşacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karar Romalı              stratejisine uyuyordu. Ordusu bir garanti olarak duracaktı ve              haçlıları kendi imkanlarıyla bırakacaktı. Onların sadece lordu              olmuştu ve imparatorluğu daha önce gelirdi. Haçlılar bunu bir ihanet              olarak gördü ve çok sinirlendi. Ama öfke önemsiz bir tepkiydi. Bir              ay sonra büyük bir sürpriz yaparak, haçlı ordusu Antioch'dan kaçmayı              başardı. Bu kaçışın ardından moral bulan askerler başka şehirleri              ele geçirdiler. Alexius'a verdikleri bağlılık sözünden Alexius'un              ihaneti dolayısıyla kurtulmuşlardı. Artık kendi krallarının              emirlerine uymaya karar verdiler. Bu haçlılar artık kahraman              olmuştu. Batı Avrupa'ya döndüler ve Alexius'un onursuzluğundan ve              iki yüzlülüğünden bahsettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alexius'un korumayı seçtiği              şehir sakinlerinden biri olsaydınız doğru kararı verdiğini              düşünürdünüz. Haçlılar zaten güçsüzleştiği ve onlardan umut              kesildiği için askeri açıdan da doğru karar buydu. Ancak Batı              dünyasının soylularını yardıma ihtiyaçları olduğunda yalnız              bırakmakla iki Avrupa'yı birbirinden ayırdı ve bu ayrım hala devam              ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten çabaları da başkenti kurtarmak için yeterli              olmadı. Alexius'un aldığı bu karar yüzünden Bizans'ın düşmanları              olduğu fikriyle büyüyen bir sonraki nesil, Konstantinopol'ü              Hıristiyan dünyasının bir parçası olarak görmedi. Şehir 1453'te de              Türklerin eline geçti.            &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;(ALINTIDIR.)&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-6724597830195438364?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/6724597830195438364/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=6724597830195438364&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/6724597830195438364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/6724597830195438364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2008/02/avrupanin-blnmesi.html' title='AVRUPA&apos;NIN BÖLÜNMESİ'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-6375546452132802862</id><published>2008-02-19T02:44:00.000-08:00</published><updated>2008-02-19T05:51:23.535-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TARİHTEN İLGİNÇ GERÇEKLER'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Bayrağı'/><title type='text'>Türk Bayrağının Hikayesi ve Oluşumu...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R7rekpT7NrI/AAAAAAAACtI/gxrri5gCBGk/s1600-h/TurkBayragi.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 237px; height: 157px;" src="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R7rekpT7NrI/AAAAAAAACtI/gxrri5gCBGk/s400/TurkBayragi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5168688243507148466" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bayrak sözcüğünün aslı, "batrak"tır. Batıraktan yani batırmaktan gelir. Eski Türkler'de toprağa saplanan, "batırılan" mızrağın üzerine hanedanlığı temsil eden renklerde kumaşlar, ipler vb. asılırdı. Mızrağın ucuna da altın veya değerli madenlerden kurt başı gibi kağanlık alameti takılırdı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"Toprağa batırılan mızrak"&lt;/span&gt; anlamındaki bayrak sözcüğü, zamanla &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;" dalgalanan milli simge"&lt;/span&gt; ye kaymıştır. Osmanlı Devleti'nden önceki Anadolu Türk devletlerinde kullanılan bayrak renk ve sembolleri hakkında yeterli bir bilgi yoktur.Türk Bayrağı'nı ilk olarak Anadolu Selçuklu hükümdarı Gıyaseddin Mes'üd tarafından Osman Bey'e gönderilen ak renkli sancak olarak görürüz.15. yüzyıldan sonra al bayrak, Yavuz Sultan Selim dönemindeki Çaldıran Savaşı'nda ise yeşil bayrak kullanılmaya başlanmıştır.Türk Bayrağı'na en yakın şekil ise III. Selim döneminde rastlanır.Bu bayrakta hilal ile birlikte sekiz köşeli yıldız kullanılmıştır. Yıldızın beş köşeli halinde kullanılması ise 1842 yılında Abdülmecit dönemine denk gelir.Saltanatın kaldırılması üzerine 29 Mayıs 1936 tarihinde çıkartılan 2994 sayili kanunla Türk Bayrağı'nın şekli ve ölçüleri kesin bir şekilde tesbit edilmiştir.28 Temmuz 1937 tarihli 27175 sayili Türk Bayrağı nizamnamesi kararnamesi ile de Türk Bayrağı'nın kullanılışı düzenlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Turkbayragionur.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R7q2HZT7NqI/AAAAAAAACtA/W_-1e1c-BiM/s400/Ayyildiz.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5168643760530863778" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;p&gt;&lt;/p&gt;Türkiye bayrağının sembolik anlamı için pekçok teori ileri sürülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Bir görüşe göre, Türk Bayrağındaki hilal "İslamiyeti"; yıldız ise "Türklüğü" temsil eder. Kırmızı renk ise toprağa karışan "kan"ı temsil etmektedir. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Başka bir görüşe göre, Ay-yıldız Orta Asya'dan gelen "Türklüğü", kırmızı zemin ise "vatanı" temsil etmektedir. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Başka bir görüşe göre; Osmanlı devleti bayrağının değiştirilmiş bir versiyonudur. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Başka bir görüşe göre; yarım ay "yenilenme" yi, yıldız "Türklüğü" temsil etmektedir. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Başka bir görüşe göre; yarım ay "Allah" ı, yıldız "İslam dininin peygamberini" temsil etmektedir. &lt;/li&gt;&lt;li&gt;Başka bir görüşe göre yıldız "demokrasi" eşitlik ve özgürlüğü, hilal "İslam"ı simgeler.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Başka bir görüşe göre savaşta ölen askerlerin kanına yansıyan ay ve yıldızın ışığının yansımasından oluşan görüntüyü temsil etmektedir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;(Bilinen efsaneye göre, 1. Kosova Savaşı sonrasında; Türk askerlerin kanının bir çukurda toplanması sonucunda; Ay ve Yıldız'ın yan yana gelmesi ile oluştuğu söylenmektedir. Yapılan tüm varsayımlar arasında, 1. Kosova Savaşı'nın sebep olması en büyük imkanlardan biridir, lakin bu savaş tarihinin akşamında gökyüzünde Jüpiter ve Ay yan yana nadir anlarından birini yaşamıştır. Bu savaş sonunda ele geçirilen bir Sırp askeri, dönemin padişahı Murat Hüdavendigar'a Sırp savaş planlarını vereceği taahhütü ile yaklaşmış; hançeri ile Osmanlı İmparatorluğu galibiyeti ile sonuçlanan savaş sonrasında şehit edilmiştir. Yerine büyük oğlu Yıldırım Beyazıt geçmiştir.)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye_Bayra%C4%9F%C4%B1"&gt;Kaynak : Vikipedi &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-6375546452132802862?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/6375546452132802862/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=6375546452132802862&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/6375546452132802862'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/6375546452132802862'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2008/02/trk-bayrann-hikayesi-ve-oluumu.html' title='Türk Bayrağının Hikayesi ve Oluşumu...'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R7rekpT7NrI/AAAAAAAACtI/gxrri5gCBGk/s72-c/TurkBayragi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-1212766957771630198</id><published>2008-02-08T07:26:00.000-08:00</published><updated>2008-02-08T07:59:32.409-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yeraltı Heykel Ordusu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TARİHTEN İLGİNÇ GERÇEKLER'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Terracotta Army'/><title type='text'>Yeraltı Heykel Ordusu - Terracotta Army  (Çin)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dünyanın en ilgi çekici imparator mezarı olarak kabul edilen, yaklaşık 2 bin yıl önce Çin tarihinin en önemli kişiliklerinden biri olan İmparator Qin Shihuang tarafından inşa ettirilmiş olan ve Dünyanın 8. Harikası olarak tanımlanan müzenin diğer adı imparatorun ismini taşıyan Qin Shihuang Mezarlığıdır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R6x73-Bb69I/AAAAAAAACkY/zKG7p_8qqUU/s1600-h/YeraltiOrdu01a.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R6x73-Bb69I/AAAAAAAACkY/zKG7p_8qqUU/s400/YeraltiOrdu01a.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5164639074159160274" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R6x74OBb6-I/AAAAAAAACkg/zJg6es_wmJk/s1600-h/YeraltiOrdu01.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R6x74OBb6-I/AAAAAAAACkg/zJg6es_wmJk/s400/YeraltiOrdu01.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5164639078454127586" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R6x74uBb6_I/AAAAAAAACko/nThWrI7Q57c/s1600-h/YeraltiOrdu02.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R6x74uBb6_I/AAAAAAAACko/nThWrI7Q57c/s400/YeraltiOrdu02.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5164639087044062194" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R6x74-Bb7AI/AAAAAAAACkw/GdQMDT3qDxw/s1600-h/YeraltiOrdu03.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R6x74-Bb7AI/AAAAAAAACkw/GdQMDT3qDxw/s400/YeraltiOrdu03.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5164639091339029506" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R6x75OBb7BI/AAAAAAAACk4/3iu_3shdJzQ/s1600-h/YeraltiOrdu04.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R6x75OBb7BI/AAAAAAAACk4/3iu_3shdJzQ/s400/YeraltiOrdu04.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5164639095633996818" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R6x67OBb64I/AAAAAAAACjw/GiH9i57GDgY/s1600-h/YeraltiOrdu05.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R6x67OBb64I/AAAAAAAACjw/GiH9i57GDgY/s400/YeraltiOrdu05.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5164638030482107266" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R6x67eBb65I/AAAAAAAACj4/dgCUE7bUIaQ/s1600-h/YeraltiOrdu06.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R6x67eBb65I/AAAAAAAACj4/dgCUE7bUIaQ/s400/YeraltiOrdu06.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5164638034777074578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R6x67uBb66I/AAAAAAAACkA/Zj_sgc9MDQA/s1600-h/YeraltiOrdu07.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R6x67uBb66I/AAAAAAAACkA/Zj_sgc9MDQA/s400/YeraltiOrdu07.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5164638039072041890" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R6x67uBb67I/AAAAAAAACkI/8sKe345VLVA/s1600-h/YeraltiOrdu08.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R6x67uBb67I/AAAAAAAACkI/8sKe345VLVA/s400/YeraltiOrdu08.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5164638039072041906" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R6x67-Bb68I/AAAAAAAACkQ/4H4lvuhURJk/s1600-h/YeraltiOrdu09.bmp"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R6x67-Bb68I/AAAAAAAACkQ/4H4lvuhURJk/s400/YeraltiOrdu09.bmp" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5164638043367009218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mezarı yaptıran Qin (M.Ö 259-M.Ö 210), Çin feodal  toplumunun ilk imparatoruydu. Çin'i birleştiren ilk hükümdar olan Shihuang  döneminde Çin siyasal güçlenme aşamasına başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanlar  imparatorlar kendileri için lüks mezarlar hazırladıklarından, Qing Shi huang da  daha 13 yaşındayken, tahta çıkar çıkmaz hemen mezarını hazırlamaya başladı.  Başlangıçta yüksekliği 120 metre, genişliği de 500 metre olan bu mezarın  günümüzdeki yüksekliği 76 metre genişliği de 100 metreye kadar indi. Tarihi  kayıtlara göre, yaklaşık 20 milyon nüfuslu Qing İmparatorluğu'nda 700 bin kişi  bu mezarın inşasında çalıştı.&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; (Devamı ve Geniş Bilgi &lt;/span&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://turkish.cri.cn/chinaabc/chapter22/chapter220111.htm"&gt;Burada&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-1212766957771630198?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/1212766957771630198/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=1212766957771630198&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/1212766957771630198'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/1212766957771630198'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2008/02/yeralt-heykel-ordusu-terracotta-army-in.html' title='Yeraltı Heykel Ordusu - Terracotta Army  (Çin)'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R6x73-Bb69I/AAAAAAAACkY/zKG7p_8qqUU/s72-c/YeraltiOrdu01a.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-5038413687706042024</id><published>2008-02-08T07:02:00.000-08:00</published><updated>2008-02-08T07:06:47.746-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Papa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kral Henry'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anglikan Kilisesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TARİHTEN İLGİNÇ GERÇEKLER'/><title type='text'>TARİHTEN İLGİNÇ GERÇEKLER : Kral Henry,Papa ve Anglikan Kilisesi</title><content type='html'>&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;KRAL HENRY VE KİLİSE&lt;br /&gt;Papa VIII. Henry'yi Bağışlamayı  Reddeder&lt;br /&gt;1533, Roma ve İngiltere&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Papanın bağışlamaları, Tanrının  kanunlarına karşı gelen insanları affetmenin bir yoludur ve sık sık  gerçekleşmemesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Katolik Kilisesi standartlarını çok  yüksek tutamamıştı. O çağda papaların metresleri, gayri meşru çocukları  oluyordu. Bu şartlar altında bağışlanma kağıtları Vatikan hazinesine yapılan  bağışlarla kolaylıkla elde edilebiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1503 yılında İspanyol  Ferdinand kız kardeşi Katherine'in 11 yaşındaki İngiltere Prensi Henry ile  evlenmesi için Papa II. Julius'dan izin istedi. Bir bağışlama gerekiyordu çünkü  Katherine zaten Henry'nin ağabeyiyle evliydi ancak kocası ölmüştü. Papa ise  Hıristiyanlığın bir adamın kardeşinin karısıyla evlenmesini yasakladığını ve bu  tür birleşmelerin Tanrının onlara çocuk vermemesiyle lanetleneceğini  açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama Papaya müttefiklik sözü verilip büyük bir çeyiz sunulunca  -bu çeyiz doğrudan Papanın sandıklarına gitmişti- Papa bağışlamayı kabul  etmişti. İngiltere'nin gelecekteki kralı Henry Tudor iki yıl sonra kendinden beş  buçuk yaş büyük Aragon'lu Katherine ile evlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İspanya, İngiltere ve  Roma bu evliliği pek ciddiye almadı ve elde ettikleri maddi kazanımlarla  ilgilendi. Düğün ise planlanandan dört yıl sonra 11 Haziran 1509'da gerçekleşti.  Henry düğünden iki ay önce İngiltere kralı olarak taç giydi. Genç çift için her  şey toz pembe görünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henry iyi bir kraldı. Bir sanatçı, sporcu ve  bilgili bir adamdı. İhtiraslı, yaşama sevinciyle dolu, kendinden önce gelen  krallar kadar iyiydi. Katherine ise tutkulu bir şekilde onu yaptıklarında  destekliyordu. Öyle ki, verimlilik simgesi olan narı kendi sembolü olarak  kullanıyordu. 1518'e kadar altı kez hamile kalmış ve üç kız, üç erkek  doğurmuştu. Ne yazık ki, bunlardan sadece bir kız hayatta kalmıştı. Bu kızın adı  Mary idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkasından gelen bir oğlunun olmaması Henry'nin hoşuna  gitmemişti. Ayrıca kendinden beş yaş büyük olan, hem de altı doğumdan sonra  iyice yaşlı görünmeye başlayan bir kadınla evli olmak da onu sıkıyordu.  Çirkinleşmiş ve kendini iyice dine vermişti Katherine. Genç ve tutkulu Henry'nin  yüzünü bir arayış içinde genç kadınlara dönmesi kaçınılmazdı, başka bir seçeneği  yoktu. Çünkü halkına bir prens borçluydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henry'nin ilgisi sarayda Anne  Boleyn adıyla bilinen bir genç kadına yönelmişti. Henry bu kadını "bir meleğin  ruhuna sahip, tahta yakışan bir genç hanım" olarak tanımlıyordu. Ama Anne hırslı  bir kadındı ve kralın metreslerinden biri olmaya hiç niyeti yoktu. Anne kraliçe  olmak istiyordu, Henry de taht için erkek varisler. Bu kusursuz bir eşleşmeydi.  Ancak bir sorun vardı, Henry hala Katherine ile evliydi ve Katherine'in Henry'yi  bırakmaya hiç niyeti yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun değil, diye düşündü Kral.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kralın danışmanlarından biri olan Kardinal Wolsey hernen yeni papa  Clement'e bir başvuru yaptı. Henry'nin Katherine ile olan evliliği geçersiz  sayılmalıydı, çünkü ilk bağışlama hatalıydı! Bu "hata"nın düzeltilmesi  Katherine'in kızı Mary'nin de tahtın varisi olmadığı anlamına gelecekti. Çünkü  geçersiz bir evlilikten doğan bir çocuk muamelesi görecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katherine'in ajanları ve ailesi çoktan Vatikan'la bağlantı kurup kralın  bu bağışlamayı sadece kişisel zevkleri için, ona layık olmayan bir kadınla  beraber olmak için istediğini açıklamıştı. Wolsey ise olaya, tahta bir erkek  varisin gerekliliği, Anne Boleyn'in erdemleri ve Katherine'in hastalığı yüzünden  krala karşı olan karılık görevlerini yerine getiremediğinden bahsederek  yaklaşmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmalar, anlaşmalar uzadı ve tüm Avrupa'yı politika,  maliye ve sosyal çatışmalar açısından karıştıracak hale geldi. Bunlarda Anne'in  reformcu inançlarının da etkisi büyüktü. Anne ile ilgili haberler İspanyol  elçileri tarafından hemen Roma'ya uçuruldu. Katherine'in kraliçe olarak kalması  onlar için gerekliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre sonra Henry'nin sabrı taştı. Roma,  İngiltere ile olduğu kadar İspanya ile de arasını iyi tutmaya çalışıyordu. Esas  sorun Clement'in kendinden önceki bir papanın aldığı kararı bozmak  istememesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne'in acele ettirmesiyle ve taht için gerekli bir erkek  varis beklentisinin verdiği tutkuyla sonunda Roma ile giriştiği tüm görüşmeleri  kesti ve yeni bir kilise kurdu. Anglikan Kilisesi. Hemen kendisini kilisenin  başı ilan etti, Anne ile evlendi ve ilk evliliğini geçersiz ilan etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henry aforoz edildi ancak bu çok umurunda değildi çünkü artık kendi  kilisesi vardı ve istediğini yaptırabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anglikan kilisesinin ömrü  Anne Boleyn ile yaptığı evliliğin ömründen daha uzun sürdü. Anne 19 Mayıs  1536'da idam edildi ve böylece Henry serbest kaldı. Henry ile aşağı yukarı üç  buçuk yıl evli kalmışlardı. Ardında sadece bir kız evlat bıraktı. Erkek varis  doğuramamıştı. Papanın aforoz etmeden birkaç yıl önce "İnancın Savunucusu"  unvanını verdiği Henry'nin Anne Boleyn'le evlenme fikri tarihin büyük  fiyaskolarından biri oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;(Alıntıdır)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-5038413687706042024?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/5038413687706042024/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=5038413687706042024&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/5038413687706042024'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/5038413687706042024'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2008/02/tarihten-ilgin-gerekler-kral-henrypapa.html' title='TARİHTEN İLGİNÇ GERÇEKLER : Kral Henry,Papa ve Anglikan Kilisesi'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-5032534722195283615</id><published>2008-01-14T07:05:00.000-08:00</published><updated>2008-01-14T07:07:25.683-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yıldırım Beyazid'/><title type='text'>Yıldırım Gibi...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R4t6itovVCI/AAAAAAAACJA/t8BMThUqdus/s1600-h/Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m+Gibi.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R4t6itovVCI/AAAAAAAACJA/t8BMThUqdus/s400/Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m+Gibi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5155348935240274978" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-5032534722195283615?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/5032534722195283615/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=5032534722195283615&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/5032534722195283615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/5032534722195283615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2008/01/yldrm-gibi.html' title='Yıldırım Gibi...'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R4t6itovVCI/AAAAAAAACJA/t8BMThUqdus/s72-c/Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m+Gibi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-3667014604164651338</id><published>2008-01-09T12:42:00.000-08:00</published><updated>2008-01-09T12:53:52.784-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Halikarnas balıkçısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat öyküleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cevat Şakir kabaağaçlı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bodrum'/><title type='text'>Cevat Şakir : Halikarnas Balıkçısı ve Bodrum</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R4Uz1NovUjI/AAAAAAAACFE/41FBKM9O5Ps/s1600-h/cevatsakirhalikarnasbalikcisi1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R4Uz1NovUjI/AAAAAAAACFE/41FBKM9O5Ps/s400/cevatsakirhalikarnasbalikcisi1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5153582337882018354" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Cevat Şakir "bana ne" demez, tarihî eserlerin de peşine düşer. Misal, İngilizler tarafından çalınan ve British Museum'da sergilenen Mausoleum için Kraliçe'ye bir mektup yazar. Tesirli olsun diye &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-style: italic;"&gt;"o, ancak Arşipel (Akdeniz) mavisinin önüne yakışır"&lt;/span&gt; gibi bir cümle kullanır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tesir tamam da cevap alaycıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-style: italic;font-size:130%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;" Mausoleum'u iade etmemiz mümkün değil, lakin içiniz rahat olsun, salonu Arşipel mavisine boyatacağız !  "&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Halikarnas Balıkçısının Hayat Hikayesi....&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Yazdığı hikâyeden dolayı Bodrum'a sürülen Cevat Şakir Çine'de 6 gün kalır ve üzerinde "Allah'a emanet" yazan bir hurda ile Muğla'ya yollanır. Minare merdivenini andıran yollardan, eşkıyanın devlet postası soyduğu karanlık vadilerden geçer, Vilayete varırlar. Muğla'da onu bir Jandarma subayı esir alır, zira Komutan Bey o günlerde şehre gelen tiyatro kumpanyasındaki kadın oyuncuya abayı yakmıştır. Mademki mahkum ünlü bir ediptir, oturup aşk mektupları yazmalıdır.&lt;br /&gt;Bir, iki, üç, beş... Cevat Şakir'i onbeş gün eli altında tutar, yaz babam yaz...&lt;br /&gt;Nihayet sıkıntıdan patlar bir mektup da valiye yollar. Yollar da yanık âşığın elinden yırtar.&lt;br /&gt;Vali Bey Bodrum kaymakamına hitaben bir emirname kaleme alır ve "mücavir alan içinde serbest bırakılsın" der, "kasabada dilediği gibi dolansın. Yalnız dikkat edin denize açılmaya."&lt;br /&gt;Hürriyet budur işte, ohh ne ala, ne ala. Zincir hücre yoktur, başka ne arzular.&lt;br /&gt;Günler sonra bir araba bulur Milas'a varırlar, Milas'taki subay Büyükada'dan tanıdığı çıkar, gönlünce gezer tozar.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Yolsuz kasaba&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bodrum'un henüz yolu yoktur. Onu postacı Mustafa'nın yanına katar, bindiği atın kabasına bir şaplak vururlar. Büyük İskender'in savaş arabalarından beri (2300 yıldır) tekerlek dönmeyen coğrafyada ilerlemeye başlarlar.&lt;br /&gt;At yolculuğu çok sarsar. Gönlünün rızası ile iner, kendisini çıtkırıldım kalem efendisi sananlara inad tempolu bir yürüyüş tutturur. Mis gibi reyhan, kekik kokan havayı içine çeker, ciğerleri bayram yapar.&lt;br /&gt;Derken rüzgar serinler, Cevat Şakir henüz görmeden denize yaklaştığını anlar. Bir tepeyi aşmışlardır ki Bodrum ansızın karşılarına çıkar. Şırrrakgurrrr...&lt;br /&gt;Masmavi bir gürleyiş... Dalgalar...&lt;br /&gt;Akşamın cividinde koyulaşan deniz.&lt;br /&gt;Binlerce mil uzanan heybet, burunlar, koylar... Meltem, buğu, koku... Güya hapis... Keyfe bak...&lt;br /&gt;Rüzgar gitgide ıslanır, ufak ufak tuzlanır, saçlarının arasında dolanır, yüzünü gözünü okşar.&lt;br /&gt;Düğmelerini açar ve koşar.&lt;br /&gt;Koşar, deniz kabuklarına, çakıllara varıncaya kadar.&lt;br /&gt;Ak köpüklere ulaşınca durur, parmaklarını yosunlu kumlara daldırır, avuç avuç başına çalar.&lt;br /&gt;Dalgalar "hummmm" diye vurur, "fıss fısss" ede ede çekilip kaybolurlar.&lt;br /&gt;Çocukluğundan beri ilk defa ağlar. Hıçkıra hıçkıra ağlar.&lt;br /&gt;Ne büyüksün ya Rabbi... Şükran!&lt;br /&gt;Aylar süren bir yolculuktan sonra nihayet, Bodrum'a vasıl olurlar.&lt;br /&gt;Şirin bir kaza.&lt;br /&gt;Daracık daracık sokaklar, camlarda teneke teneke fesleğen, karanfiller, şebboylar. Hani öyle iki dükkan bir fırın da değildir, çarşısı insan kaynar.&lt;br /&gt;Meyve, sebze, balık... Tezgahlardan bereket taşar.&lt;br /&gt;Hoş bu güzellik içinde insan sadece ekmek ve su ile yaşar.&lt;br /&gt;Bodrum'da onu jandarmaya teslim ederler, jandarma da kaymakama.&lt;br /&gt;Kaymakam Muğla valisinin yazdığı cümleyi tekrarlar. "Buyrun serbestsiniz, malum hudutlar arasında".&lt;br /&gt;Halbuki Müddeiumumi (savcı) "kalebend" ifadesine takılır, kale yıkık olduğuna göre reyi kodese kapatılmasından yanadır.&lt;br /&gt;Neyse ki Kaymakam işi tatlıya bağlar, böyle bir şey vuku bulmaz. Hatta dahasını da yapar; önüne düşer ona deniz kenarında, tertemiz, kutu gibi, ak kireçli, bahçeli, asma gölgeli, kuyusu olan dört odalı bir ev tutar. Ev sahibi 25 deyince Cevat Şakir hiiiç itiraz etmez 25 lirayı avucuna tokalar.&lt;br /&gt;Kaymakam "ne yapıyorsun sen" der, bu diyarda kira 25 kuruştur, çok çok 30 olsun, o kadar.&lt;br /&gt;Ayıp olmasın diye 6 aylık peşin verir de içi rahatlar.&lt;br /&gt;Taaa Üsküdar'dan beri sürüklemeye çalıştığı ağır mahkumiyet yükü omzundan kalkar, âdeta kuşları uçar.&lt;br /&gt;Gider manifaturacıdan birkaç metre memmerşahi kestirir, kendine bir cibinlik çakar. Bavulunu kenara atar, şiltesini yayar.&lt;br /&gt;Kuş böcek sesleri içinde uykuya dalar.&lt;br /&gt;Sabah renkler belirginleşir, portakal ağaçları zeytinler, mercan kırmızısı bir desti, denizde yol yol lekeler, zümrütvariler, leylakiler, karanlık morlar.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Mavi mavi masmavi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Gün masmavi bir nur gibidir, öyle mavidir ki ışık iliklerine işler, gölgesini bile maviye boyar. Saydamlaşıyor mudur acaba?&lt;br /&gt;Halk kul hakkından korkar. Kimse kapı kilitlemez ve kimse hırsızlık yapmaz.&lt;br /&gt;Bodrumlular yazar deyince ak saçlı, bükük belli bir ihtiyar beklerler, henüz 35'lik genci görünce çok şaşarlar.&lt;br /&gt;O da onlara şaşar, bütün gün kahvede oturup, tavla, iskambil, domino oynayanları anlayamaz.&lt;br /&gt;Sorar "ne yapıyorsunuz böyle?"&lt;br /&gt;- Vakit öldürüyoruz.&lt;br /&gt;İnsanın ömrü öldürdüğü vakitlerden ibarettir oysa... Bunun adı şu olabilir: Ufak ufak intihar.&lt;br /&gt;Bıkkın bezgin insanlar... Hepsinin ağzında aynı şikâyet: "Burada hayat mı var?"&lt;br /&gt;Var ya, şu güzelim beldede neler yapılmaz?&lt;br /&gt;İlk işi demirciden orfos için kancalar dövdürüp, camideki yaşlıları dağıtmak olur. Tın tın bastonlarına yaslanan kafile, kale ardında olta atar. Bekledikleri kadar balık tutamasalar da bundan hoşlanır, artık bir işe yaradıklarına inanırlar. &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tarihî belde&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bodrum, milad öncesinden kalma bir kenttir, Halikarnas Kraliçesi Artemisya zamanında hayli mamur ve güçlüdür, öyle ki surlarını İskender bile aşamaz. Sen Jan Şövalyeleri, Haçlılar derken Türklerin eline geçer. Dedelerimiz hilalli bayrağı burca asarlar.&lt;br /&gt;Cihan harbinde Fransızlar Bodrum kalesinde cephane olduğunu sanır, Dupleix kruvazörünü yollarlar. Topçu binbaşısı bebek gibi masum masum uyuyan şirin beldeye kıyamaz "şimdi biz burayı mı bombalayacağız" diye sorar.&lt;br /&gt;Komutan kasabadaki jandarma çavuşuna "kaleyi yoklayacağız" diye haber yollar. Çavuş "ne haddinize" diye gürler ve direniş başlar.&lt;br /&gt;Çiftesini çakmaklısını kapan koşar. Turgut Reis'in torunları (o da Bodrumludur malum) Limana gönderilen filikadakileri yakalar, gemiyi yaylım ateşine tutarlar.&lt;br /&gt;Dupleix kruvazörü 24 santimlik toplarını gürlete gürlete kaçar, bu arada antik kaleyi yıkar atar.&lt;br /&gt;Bodrumlular esirlere itina ile bakarlar. Yaşlı teyzeler "bunlar da ana kuzusu" der, oturup katmer yaparlar...&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;***&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sürgün gelip Bodrum'a meftun olan Cevat Şakir, hanımını ve oğlunu (Sina'yı) da getirtir, zamanla ahaliyle kaynaşır, sırdaş olurlar. Gün geçmesin ki biri kapılarını çalmaya, derdini söylemeye, içini açmaya... Bilirler ki anlattıkları bu kapıdan dışarı çıkmaz.&lt;br /&gt;Pembe sabahlar, mavi öğleler, altın ikindiler, menkeşe akşamlar diyarı hayli bereketlidir, bir domates fidesi 5-6 yıl yaşar, yükselip çardakları sarar.&lt;br /&gt;Yaseminler yıldızlar gibi açar, şebboylar şelale gibi akar.&lt;br /&gt;Mandalin, hurma, portakal...&lt;br /&gt;İnsanlar kilolu değildir, çocukların yanaklarını sıksan kan çıkar.&lt;br /&gt;İyi de tam kasabaya alışmışken İstiklal Mahkemesi huzurlarına çomak sokar: "Affedildin! Git cezanı İstanbul'da tamamla!"&lt;br /&gt;Nerden çıkmıştır şimdi bu, hem İstanbul'da serbest kalacak değildir ya.&lt;br /&gt;İster istemez hazırlanır, ilk vapurla yola çıkar.&lt;br /&gt;Bodrumlular uğurlamaya gelir, İstanbuldaki hemşehrilerine küp küp zeytin, sepet sepet yemiş (kuru incir) yollarlar. Denkler, kasalar, bidonlar...&lt;br /&gt;Ve yeniden demirparmaklıklar...&lt;br /&gt;Karakol, müdüriyet, evraklar, mühürler, imzalar...&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;İyilik mi bu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Resmen içeride kalır, emanet yiyecekleri bile dağıtamaz.&lt;br /&gt;O da İstiklal Mahkemesine bir telgraf çeker "cezama razıyım" der, "lütfen lütuf göstermeyin bana!"&lt;br /&gt;Karar çıkmıştır bir kere, dönüş olmaz. Ancak bu telgraf ile bürokrasi hızlanır, anasının evinde kalmasına razı olurlar.&lt;br /&gt;İki yıl sürgün gibi geçer. O kış İstanbul'da havalar nasıl da soğuktur anlatılamaz. Gök kurşuni bir renge bürünür, yağar da yağar. İstiklal Mahkemesinde yargılanan bir adam "vatan haini" sayıldığı için eski dostlar yol değiştirir, yüzüne bile bakmazlar.&lt;br /&gt;Karışık bir devirdir vesselam, öyle ya millet mimlenmekten fişlenmekten korkar.&lt;br /&gt;Haydi, onları anlar da, hakkında atıp tutanlar olmasa...&lt;br /&gt;Ne tercüme, ne yazı, ne resim işi... Günleri bomboş akar.&lt;br /&gt;Hasrete bakın gider Büyük Postanedeki "Akdeniz" yazan kutunun önünde pinekler. Ağlar da ağlar.&lt;br /&gt;Bu arada büyük bir hevesle balık malzemeleri, misinalar, iğneler, zıpkınlar, paraketalar alır, tarım hayvancılık kitapları ısmarlar. Sağdan soldan tohum toplar. Hatta Büyükada'da ağaç üzerinde gördüğü palmiye tohumlarını araklarken başına iş açar. Birden etrafı sarılır, zaptiyeler, korumalar... Nereden bilsin ki o köşkte Rus ihtilalinin beş liderinden biri olan Troçki'yi ağırlamaktadırlar.&lt;br /&gt;Neyse zor da olsa günü dolar.&lt;br /&gt;Polis müdüriyetine gider, hikayeyi baştan anlatıp "Şimdi Bodrum'a gidebilir miyim" diye sorar. Müdür "dairede mahkumiyetinize dair bir evrak yok" der, "serbestsiniz, eğer isteseniz iki yıl evvel de gidebilirdiniz."&lt;br /&gt;Hayda!..&lt;br /&gt;Ertesi gün bacası sigara böreğine benzeyen bir vapura atlar, sağ salim Bodrum'a ulaşırlar. Bu kez hazırlıklıdır, tohumları seve okşaya gömer, can suyu verip Allah'a ısmarlar. Nasıl da büyürler anlatılamaz, ortalık zeytin, palmiye, anber, okaliptüs dolar. Kız çocuklarının kara saçlarında kendi çiçeklerini (mimozaları) görünce içi içine sığmaz.&lt;br /&gt;Cepleri dizine uzanır, her birinde kiloyla tohum taşır. Bodruma bakan yamaçları didik didik dider, her köşeye bir tohum atar.&lt;br /&gt;Malzeme bitince çevreci derneklerle yazışır, Brezilya ve Sicilya'dan çağrısına karşılık alır.&lt;br /&gt;Tekrar dağa bayıra vurur, çukur eşer, tohumları funda toprağı ile örtüp beklemeye başlar. Düşünebiliyor musunuz pire kadar tohumdan 35 mekrelik ağaçlar çıkar. (Şimdi çatır çatır yaktıklarımız, kesip bar disco yaptıklarımız onlar olmalılar)&lt;br /&gt;Geceleri rüyasında kendini general gibi görür. Arkasında, yüz binlerce ağaç. Kökleri üzerine kalkmış, ilerliyorlar! Mikroplara vitamin ve ışık bombaları ile karşı koyuyor, portakal, greyfurt atıyorlar."&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Denizle iç içe&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Gün batarken küpeşteleri alev alev yanan baltabaş ve kemanbaş tekneler arz-ı endam eder, ağır ağır sallanırlar.&lt;br /&gt;Cevat Şakir de özenir, bir sandal alıp deryaya açılır. Yelkeni mendil kadardır ama en iri balıkları o yakalar. Tuttuklarını önüne çıkana dağıtır ki özensinler, onlar dahi denize çıksınlar. Ufacık çocuklara olta atmasını, halat tutmasını öğretir, derya sevgisi aşılar. Bunların vücudları gözle görülürcesine oturur, omuzları genişler, pazuları kalınlaşır, yaman birer delikanlı olurlar.&lt;br /&gt;Derken "Yatağan" denilen kartal burunlu bir tirhandil alır ki zelzele olduğu günlerde ailecek teknede kalırlar.&lt;br /&gt;Bodrumlular eskiden beri sünger avlar ama para kazanamazlar. Cevat Şakir Kooperatifler kurar, yurt dışında pazar bulup önlerini açar.&lt;br /&gt;Keyfi yerindedir ancak çocukların okul çağı gelince şehre göçmek zorunda kalırlar. Zira o yıllarda Bodrum'da mektep medrese bulunmaz.&lt;br /&gt;Yakın olsun diye İzmir'e taşınan (1947) Cevat Şakir, hayatını gazetecilik ve turist rehberliğiyle kazanmaya başlar.&lt;br /&gt;Fransızca, İngilizce, İtalyanca, İspanyolca ve Yunanca'yı iyi bilir. Değme mihmandarlar aşık atamaz onunla. Anlatmayı sever, para pul kimin umurunda...&lt;br /&gt;Guletle Mavi yolculuk fikri de yine ondan çıkar. Şimdiki gibi lüks değil ama. Yanlarına sadece su, peynir, İstanköy peksimeti ve tütün alırlar. Gazete okumaz, radyo dinlemez tabiri caizse dünyadan koparlar. Haftalarca denizde kalır sadece acil ihtiyaçlar için karaya çıkarlar. &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Mirasın peşinde&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Cevat Şakir "bana ne" demez, tarihî eserlerin de peşine düşer. Misal, İngilizler tarafından çalınan ve British Museum'da sergilenen Mausoleum için Kraliçe'ye bir mektup yazar. Tesirli olsun diye "o, ancak Arşipel (Akdeniz) mavisinin önüne yakışır" gibi bir cümle kullanır.&lt;br /&gt;Tesir tamam da cevap alaycıdır.&lt;br /&gt;"Mausoleum'u iade etmemiz mümkün değil, lakin içiniz rahat olsun, salonu Arşipel mavisine boyatacağız!"&lt;br /&gt;Otuzlu yıllarda (ve ellilerde) Avrupa özentilerinin İstanbul'da cami, hamam, sebil, çeşme yıkarak açtıkları yollar, yaptıkları köşeli binalar canını çok sıkar. "Burnuma leş gibi taklit kokusu geliyor" der "içim bulanıyor."&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;13 Ekim 1973'te İzmir'de vefat eder. Vasiyeti icabı onu Bodrum Kümbet'te bir tepe üzerinde toprağa bırakırlar.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;a href="http://www.saatlimaarif.com/detay.asp?ContentID=1430"&gt;Buradan&lt;/a&gt; Alıntıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-3667014604164651338?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/3667014604164651338/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=3667014604164651338&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/3667014604164651338'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/3667014604164651338'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2008/01/cevat-akir-halikarnas-balks-ve-bodrum.html' title='Cevat Şakir : Halikarnas Balıkçısı ve Bodrum'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R4Uz1NovUjI/AAAAAAAACFE/41FBKM9O5Ps/s72-c/cevatsakirhalikarnasbalikcisi1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-250353146255049472</id><published>2008-01-09T12:08:00.000-08:00</published><updated>2008-01-09T12:22:21.907-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Afife Jale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat öyküleri'/><title type='text'>Afife Jale: "Bir dramın öyküsü"  Bize böylesini anlatmamışlardı.</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R4UrHNovUhI/AAAAAAAACE0/IEAjdC-bFJg/s1600-h/afifejale1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R4UrHNovUhI/AAAAAAAACE0/IEAjdC-bFJg/s400/afifejale1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5153572751515013650" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Afife, konak çocuğudur, emrinde mürebbiyeler halayıklar varmıdır bilmiyoruz ama Dr. Sait Paşa'nın torunu olduğuna göre rahat yaşar. O yıllarda kadınlar ya ev hanımı olurlar, ya da ev hanımı olurlar. Lâkin Afife akranları gibi çeyizle meyizle uğraşmaz. Müslüman kadınlara sahnenin "yasak" olduğu bir dönemde "tiyatroculuğa" merak salar.&lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Asrın başlarında ortalık toz dumandır, birileri ısrarla "hukuku delmeye" bakar ve "maşa" kullanmaktan çok hoşlanırlar. Nitekim şöhret krizine giren üç beş kızcağızı ayaklandırır, onlara "kahraman" muamelesi yaparlar. Bunlardan Memduha, Beyza ve Behire gözlerini açar, yakalarını siyaset simsarlarının elinden kurtarırlar. Refika ise sahne gerisinde çalışmaya başlar. Elde kalır mı Afife? Üç beş prova seyreden çocuğu havalara sokar, ona "asrın yıldızı" gibi davranırlar.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Bir ara Darülbedayi, Kadıköy Apollon Tiyatrosu'nda "Yamalar" adlı oyunu sahneye koyar. Ancak Eliza Benemenciyan adlı Ermeni kızı gruptan kopunca ortada kalırlar. Mâlum şahıslar Afife'nin sırtını sıvazlar "şimdi tam sırası" buyururlar. Bunun kanunen "suç" olduğunu bilmezler mi? Bilirler ama nasıl olsa onlara "bişeycik" olmaz, yanarsa Afife yanar. &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Alkış, alkış, alkış...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Afife, "Jale" takma adıyla sahneye çıkar ve rolünü rahatlıkla oynar. O geceyi "Anlatılmaz bir sarhoşluk içinde idim" diye anlatır, "Ağlama sahnesinde, taşkın bir saadetle ağladım. Sahiden ağladım... Alkış, alkış, alkış... Perde kapandı, açıldı. Ayağımın dibine çiçekler atıldı. Muharrir Hüseyin Suat koşup geldi, alnımdan öptü. 'Bize bir sanat fedaisi lâzımdı, işte o fedai sensin.' diye haykırdı."&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Afife henüz seksek oynayıp, ip atlayacak yaştadır, "fedailiğin" ne mânâya geldiğini "hakkında takibat açılınca" anlar. Yönetimle hesabı olanlar ufacık çocuğu gaza getirir ve "direnmesini" sağlarlar. Afife'yi "Odalık" oyununda bir Türk için "riskli" bir role soyundururlar. Akılları sıra tedbir alır, muhtemel baskında sahne arkasından kaçış yollarını hazırlarlar. Nitekim Afife zaptiyeleri görünce kazan dairesinden kömürlüğe geçer ve o günlüğüne paçayı yırtar.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Peki sonra? Sonra ne olsun çekirge bir sıçrar, iki sıçrar sonunda yakalayıp içeri alırlar. Belki polisler babacan bir tavırla vazifelerini anlatsalar, çocukcağız hak verecektir ama onlar "nush (nasihat) ile" babını atlar, "kötekle uslandırmaya" kalkarlar. Şöhretten başı dönen kızcağızı, döndüre döndüre döver, posasını sokağa atarlar.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sonra gider Darulbedayi idarecilerinin kulağını çeker, (dahiliye nezaretinin 204 sayılı bildirisiyle) kuralları hatırlatırlar.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;O güne kadar Afife'ye "kurtarıcı" muamelesi yapan tiyatro idarecileri iki polis görünce tırsar, 17 yaşındaki kızcağızı cascavlak ortada bırakırlar. "Ne yer, ne içersin? Paran pulun var mı?" diye sormaz, selâmını bile almazlar. Garibim ailesinin yanına da dönemez zira mahallenin bitirimleri "Afife"ye "Aşufte" gözüyle bakmaya başlar. Çocukcağız boşa koyar dolduramaz, doluya koyar aldıramaz.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Her şeye yeniden başlamaya, biricik babasının hanım kızı olmaya, sıcak evinde oya moya yapıp nasibini beklemeye dünden razıdır ama meğer ki geçmiş ola. Sahi nerededir o sırtını sıvazlayanlar, alnından öpenler, ayakta alkışla-yanlar? Çaldığı kapılar yüzüne kapanır. Dost bildikleri "git, belediye baksın" der, başından savarlar.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;"Olmak ya da olmamak..." Bunu sahnede terennüm kolaydır ama hayat-la "oyun" olmaz. Afifecik soğuk ve rutubetli izbelerde, hırsızın uğursuzun dolandığı ucuz ve pis semtlerde sersefil bir hayat yaşar. Uykusuzluk, gıdasızlık hele hele çaresizlik onu çok hırpalar. Zaten bünyesi narindir, öksürük, aksırık neysede baş ağrılarına dayanamaz. Hekim geçinen "kalbi bozuklar" onu morfine alıştırırlar.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Cumhuriyetin ilanı ile Türk kadınlarına uygulanan tiyatro yasağı kalkar. Ancak Afife eski Afife değildir, bir iki kırık dökük kumpanya ile Anadolu turnesine çıksa da aradığını bulamaz. Bir ara ud, tambur çalan Selahattin Pınar'la tanışırlar. Birbirlerinden hoşlanır ve evlenme kararı alırlar (1929). Kocası onun için besteler bile yapar ama Afife uyuşturucuyla yatar, uyuşturucuyla kalkar. Adam, bakar bataktan çıkası değil, ayrılırlar. &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;img src="http://www.fftd.net/festival2005/filmages/pinar.jpg" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;(Selahattin Pınar-Afife Jale)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;...Ve perde iner!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Film acıklı biter, el bebek, gül bebek yetiştirilen paşa torunu, pis, ıslak, soğuk kaldırımları mekân tutar. Vücudu kurur, gözleri çöker, genç yaşta kamburu çıkar. Elleri ayakları tutmaz olunca onu akıl hastahanesine yatırırlar. Afife zaman zaman Mazhar Osman'a içini açar "keşke ünlü bir sanatkâr olacağıma çocuklarıyla boğuşan sıradan bir anne olsaydım, akşamları camın önüne oturup kocamın yolunu gözleseydim" diye dert yanar.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sahipsizin ölümü nasıl olsun? Bir sabah genç kadının cesedini bulurlar. Tımarhaneden alıp, gasilhaneye bırakırlar.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Afife hâlâ birilerinin "aklına" ve "işine" geliyor. Karnı toklar, sırtı pekler ve tuzu kurular "söylevler" irad buyuruyor, "Afife, gerçek bir fedai ve korkusuz bir devrimciydi. Onun adına ödüller düzenlemek, örümcek kafalılara atılabilecek en güzel tokattır" diye kürsü yumrukluyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İnsan kullanmanın da bir sınırı var. Zavallının gençliğini, hayallerini, hayatını çaldılar, şimdi ruhuna musallat oluyorlar. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sahi, Afifeciği "fedai ve devrimci" gibi tanıtanlar, onun yürek parçalayan hikâyesini niye anlatmıyorlar?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.saatlimaarif.com/detay.asp?ContentID=1716"&gt;Buradan&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Alıntıdır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-250353146255049472?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/250353146255049472/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=250353146255049472&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/250353146255049472'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/250353146255049472'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2008/01/afife-jale-bir-dramn-yks-bize-bylesini.html' title='Afife Jale: &quot;Bir dramın öyküsü&quot;  Bize böylesini anlatmamışlardı.'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R4UrHNovUhI/AAAAAAAACE0/IEAjdC-bFJg/s72-c/afifejale1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-4831998545514271818</id><published>2008-01-09T11:31:00.000-08:00</published><updated>2008-01-09T12:23:27.313-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İlk Sivil Türk Pilotu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat öyküleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='VECİHİ HÜRKUŞ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İlk Uçak Üretimi'/><title type='text'>VECİHİ HÜRKUŞ : İlk Sivil Türk Pilotunun Trajikomik Öyküsü</title><content type='html'>&lt;h3&gt; &lt;/h3&gt; &lt;div align="center"&gt;&lt;a href="http://imageshack.us/" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;img alt="" src="http://img220.imageshack.us/img220/8219/1vkvi300jt6.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt; &lt;p style="margin: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu yazımızda, Türk havacılık tarihinin en büyük insanlarından biri olan "Vecihi Hürkuş" un, teknoloji, gelişim ve havacılık adına yaptığı, yapmaya çalıştığı çalışmalarını "İrfan Özfatura' nın kaleminden okuyacağız.&lt;br /&gt;Türk insanının neler başarabileceğinin bir örneği olan Vehici Hürkuş, gerek yaşamı, gerekse yaşamında karşılaştığı engeller karşınında ki azmiyle hepimize örnek olası bir insandır...&lt;br /&gt;Vecihi Hürkuş, İstanbul, Arnavutköy’de doğan bir yalı çocuğudur. Henüz üç yaşında iken babası Müfettiş Fahim Bey’i kaybeder. Annesi Vidinli Zeliha Hanım ona hem annelik hem babalık yapar. Bir süre Harbiye’de eskrim ve resim dersleri veren amcası Şekür Bey’in yanında yaşar sonra Üsküdar’a taşınırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vecihi kıpır kıpır bir çocuktur yerinde duramaz. Üsküdar’da Füyuzati Osmaniye Rüştiye’si ve Paşakapısı İdadisi’nde okuduktan sonra Tophane Sanat Okulu’nu tamamlar.&lt;br /&gt;1912’de Balkan Harbi’ne gönüllü olarak katılır ve eniştesinin (Albay Kemal Bey’in) yanında vazife alır. Belki komuta kademesinde de yükselecektir ama o “tayyareci” olmayı arzular. 1. Cihan Harbinde Bağdat cephesinde bir uçak kazası yaşar. Yaralanır ama hızı azalmaz derken Yeşilköy’deki Tayyare Mektebi’nde işin inceliklerini kapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;İlklerin adamı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kafkas cephesinde savaştığı günlerde bir Rus uçağını vurur ve bir ilke imza atar. Ancak bir başka hava savaşında tayyaresi isabet alır, sağ salim yere inmeyi başarır, düşman eline geçmesin diye uçağı yakar. Ruslar onu esir alır Hazar Denizi’ndeki Nargin adasına kapatırlar. Buradan Azerilerin yardımı ile kurtulur ve yüzerek (Arnavutköy çocuğu ya) kaçar. Dile kolay taaa Erzurum’a kadar yürür, Dadaşlar onu üç beş gün ağırlar, sonra İstanbul’a yollarlar.&lt;br /&gt;Vecihi işgal altındaki İstanbul’u görünce yıkılır, adeta saçını başını yolar. O günlerde Asitane’deki subaylar padişahın isteğine uyar, gizlice şehirden çıkıp Anadolu’daki mücadeleye katılırlar. Onu da Harem’den kalkan bir gemiye bindirir, Mudanya’ya yollarlar. Memleket yangın yeri gibidir ve Vecihi biran önce tayyarelerin bulunduğu mevkiye varmayı arzular. Zira bu hengamede onun gibi bir pilota çok iş çıkar. Nitekim Yunanlıların hava sahasını deler ve bombaları taa beline kadar sarkarak tepelerine atar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Vurun yerliye&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Akşehir’de Jandarma Komutanının kızı Hadiye Hanım’la yuvasını kurar. Savaş sonrasında tayyarecileri eğitsin diye onu İzmir Seydiköy’e yollarlar. Kara tahta başında laflamak kolaydır da ortalıkda tayyare bulunmaz. Vecihi Hürkuş Türklerin de uçak yapabileceğine adı gibi inanır, geceli gündüzlü proje karalar. Nitekim Yunan’lıların kaçarken bıraktıkları motorları kullanarak “Vecihi K VI”yı yapar. Yapar ama havalanmak için müsaade alamaz. Uçağın kusursuz olduğunu göstermek için marşa basar, ancak ödül yerine ceza gelir, o da istifasını sunar. Hava kuvvetlerinden kopar, Türk Tayyare Cemiyeti’nde (TTC) çalışmaya başlar.&lt;br /&gt;Bu arada Almanya’ya gider Junkers ve Rohrbach fabrikalarında sektörün nabzını tutar. Ju A-20 tayyarelerinde bazı noksanlıklar bulup düzeltince Almanlar hayran olurlar. Ardından Fransa’ya geçer, Bregue, Potez ve Henriot tesislerini gezer. Saatlerce tecrübe uçuşu yapar, habire not tutar. İşte tam o esnada Milli Savunma Bakanlığı Kayseri’de Tayyare ve Motor Anonim Şirketi (Tomtaş) adında bir fabrika kurmak için teşebbüse geçince Hürkuş’a gün doğar. 1926’da telgrafla memlekete çağrılan Vecihi Bey’den, alınması düşünen iki tayyare (Alman Ju A-35 ve Fransız Newport De Large) arasında bir tercih yapması istenir. Kahramanımız Ju A-35’in gücünü bilir, nitekim Fransız pilotla havada temsili bir savaş yapar, adamı madara edip tezini ispatlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Dünya pazarına&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Vecihi Bey yurda döndükten sonra, Kayseri Tomtaş tesislerinde Junkers tayyarelerinin imalatına hız katar. Bu tayyareler yolcu da taşırlar ki, “ilk hava yolu kuruldu” desek başımız ağrımaz.&lt;br /&gt;Vecihi Bey Tomtaş malı Ju A-35’leri geliştirir, kanatların içini benzin deposuna çevirerek menzili uzatır. Düşünün Ankara’dan Tahran’a direkt uçar, Acemleri büyüler, İran’da büyük bir pazar yakalar. Eğer bu satış gerçekleşirse Tomtaş kabuğunu kırar, uluslar arası arenaya çıkar. Ancak firma o günlerde THK’nın eline geçer ve kurumun kurmayları Tomtaş’ı batırabilmek için ne gerekiyorsa onu yaparlar. Vecihi Bey yerli uçak sevdasından kopmaz, çizimler maketler arasına dalar. Nitekim ücretsiz izin alır ve Müteahhid Nuri Demirağ’ın desteği ile Kadıköy’de bir keresteci dükkanını kiralar. Marangoz Şaban Efendi ile birlikte 3 ay içinde Vecihi K-XIV uçağını ve uçak motorlu sürat teknesini (Vecihi SK) yaparlar.(1930)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daima mania&lt;br /&gt;İlk uçuşunu 16 Eylül 1930’da Kadıköy Fikirtepe’de büyük bir kalabalık önünde gerçekleştiren Vecihi bey Ankara semalarında da yürek hoplatmaya başlar. Başvekil İsmet İnönü tebriklerini sunsa da ona bağlı birimler (mesela İktisat Bakanlığı) bir türlü “uçabilir” izni vermez, sertifika istendiğinde “tesis yok, malzeme yok, uzman yok” gibi bahanelere sığınırlar.&lt;br /&gt;Vecihi Bey dilekçelerine cevap alamayınca ilgili makamlara çıkar ve “Halkımızın gözleri önünde yaptığım uçuşlar, tayyaremin sağlamlığı hakkında kâfi delil sayılmaz mı? Tam bir muvaffakiyete haiz eserin bir kalemde mahvedilmesi milli kalkınma anlayışına yakışır mı? Tayyaremin muayenesi için Fen Şubesi, elinde aerodinamik vasıfları tespit edecek vasıta bulunmadığını ileri sürüyor. Çok rica ederim binbaşım! Bu şube, fenni muayenelerin icap ettiği vasıtaları henüz temin edememişse, varını yoğunu harcamak suretiyle böyle bir eser vücuda getiren vatandaşın kabahati ne? Binaenaleyh, bu haksızlığın giderilmesini ve tayyaremin kurtarılmasını tekrar tekrar vicdanınıza bırakıyorum” der ama... Ma fi fayda!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Teberrucu THK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Peki o n’apar? Uçağı söker, götürüp Çekoslavakya’da bir daha bağlar. Çek diline çevirdiği evrakı ilgili makama sunar. Çekler bu mekanik kuşa bayılır hatta onu “Yaşasın Türk Tayyareciliği” yazılı bir pankartla karşılarlar. Elin gavuru sofra donatıp, başarısını kutlar.&lt;br /&gt;Vecihi Hürkuş uçağının atıl kalmaması için Posta idaresine çalışmayı arzularsa da THK bu uçağı gösterip, teberru toplamayı planlar. Vecihi bey Ankara’dan yola çıkar, tek tek Ege ve Akdeniz şehirlerine iner kalkar. THK heyecana kapılan halktan çuvalla para toplar. Kurum buna rağmen ekibi bunaltır, yardımcısını bir telgraf emriyle (3 Kasım 1931) kovar, uçuş tazminatına el koyarlar. Hasılı turnenin tadı tuzu kalmaz.&lt;br /&gt;O da gider kendi başına (21 Nisan 1932) bir Tayyare Mektebi kurar. Bu ilk sivil tayyare mektebinden ikisi kız olmak üzere 12 öğrenci mezun olur. Kalamış’ta bir hangarları ve uçuş alanı olarak kullandıkları küçük bir sahaları vardır. Tekel İdaresi’nin ve İş Bankası’nın reklamlarını yapar iyi kötü para da kazanırlar. Sivaslı Nuri Demirağ arkalarındadır, bu vatansever müteahhit vatan evladlarına sponsor olmaktan gurur duyar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Denklik olmayınca&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Vecihi Bey Tayyare okulunun masrafını bir şekilde karşılar ancak talebeler diplomalarına denklik alamayınca okumayı beyhude bulurlar.&lt;br /&gt;Derken THK’da yönetim değişir onu yine Ankara’ya çağırır ve “baş öğretmen” yaparlar. Vecihi bey Ahi Mes’ut (Etimesgut) tesislerinde gençlere havacılık aşkı aşılar.&lt;br /&gt;O zorlukların adamıdır, bir gün uçağıyla Ankara yakınlarında bir köye inmek zorunda kalır, parçalanan kanadı takar çakar ve tekrar havalanıp İmalat-ı Harbiye yanındaki çayıra kadar uçar.&lt;br /&gt;Bir 29 Ekim günü (1936) yeğeni (Küçük Eribe) demode bir paraşütle tayyareden atlar, alamet açılır ama iş işten geçtikten sonra... Sevimli kızcağızın kaybı Vecihi beyi çok yaralar, teknolojinin takip edilmesi konusundaki inancı artar. Nitekim onu 1937 sonbaharında Almanya’ya yollar Weimar Mühendislik Mektebinde ihtisas yaptırırlar. Vecihi bilgi ve birikimiyle arkadaşlarına fark atar, 4 yıllık tedrisatı iki yılda tamamlar. Gelgelelim Bayındırlık Bakanlığı “iki yılda ihtisas mı olur” buyurur ve ona “Tayyare Mühendisliği Ruhsatnamesi” vermekten kaçar. Vecihi bey yokuşlara alışmıştır. Gider Danıştaya dava açar, masraf, masraf masraf... Davalar, avukatlar filan... Hakkını söke söke alır, bir maniayı daha aşar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Sıra reklamcılıkta&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu arada THK baskıya başlar, onu “otlu peynir yesin diye” Van’a yollarlar. Vecihi bey bu kurumla iş olmayacağının farkındadır, gider kendi imkanlarıyla “Kanatlılar Birliği” adlı bir cemiyet kurar (1947). Külüstür de olsa bir tayyare edinir ve iyi kötü bir dergi çıkarırlar.&lt;br /&gt;O, sadece merasimlerde boy gösteren bir kuruma karşıdır. Tayyarenin neye yaradığını ispat için Zirai ilaçlama işine girmeye niyetlenir ve bir firma kurar. Ancak öncelikle para kazanmayı düşünen ortaklarıyla anlaşamaz.&lt;br /&gt;İş başa düşünce çelik kuşu reklam panosu gibi kullanır, Paro mama ve Puro sabunlarına çalışarak ayakta kalmaya bakar. O devirde gökten atılan reklam kağıtçıkları ilgi uyandırır, tayyarenin peşi sıra uçuşan pankartlar dikkatle okunurlar.&lt;br /&gt;Vecihi Bey havacılığın bir umman olduğunu bilir, nitekim büyük bir cesaretle “Hürkuş Hava Yollarını” kurar. Banka kredisi ile THY’nın seferden kaldırdığı 8 tayyareyi alıp filosunu tamamlar. Gelgelelim gazete taşımasına bile müsaade edilmez, genç firmayı palazlanamadan boğarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Bankaya bulaşınca&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Olacak bu ya Hürkuş Havayollarının pilotlarından Fevzi Gökdeniz 1955 yılında bir reklam işine çıkar, Bursa stadının tribünlerinde kız arkadaşını görünce artisliğe başlar. Bir sürü riskli hareketin ardından kanadı tellere takar. Vecihi Bey uçağın gittiğine mi yansın hastane masraflarına mı? Ama pilot Fevzi iyileşir ve maaşını ödesin diye şirketi sıkıştırmaya başlar. Bakar firma tepetaklak, gidiyor, oturup bir intikam planı yapar. Vecihi beyden alacağı olan bir başka pilotla (Bir zamanlar bombardıman uçağı kullanan Sadık Sagun’la) Hürkuş uçaklarından birini Bulgaristan’a kaçırırlar. Dünyada ilk uçak kaçırma hadisesini Albay Mihailov gerçekleştirir, bizimkiler ikinci olurlar. Hasılı bir iniştir başlar, Vecihi Bey elinde kalan son pırpırla Güney Doğu Anadolu’yu turlar, MTA adına dağda bayırda maden arar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:darkred;"&gt;Gazi maaşına haciz&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu arada borç boyunu aşar. Malum bankacılar yaz günü şemsiye satar, kış günü elinizden alırlar. Hele bi tekerlenesiniz diye tetikte dururlar. Faize bulaşan kim düze çıkmış ki, o çıka? Ama pişmanlık fayda vermez, üç kuruşluk “gazi maaşına” bile haciz koyarlar. Bunca iş bilmez adam, bu kadar cahil idareci, acımasız bürokrasi, devletçi kafa, yasakçı zihniyet, sabotaj, ihanet derken mücadele edecek gücü kalmaz. 52 yıl süren havacılık macerasını 102 farklı uçakla sürdüren ve 76 yaşına kadar cem’an 30 bin saat uçuş yapan Vecihi bey hatıralarını yazarken beyin kanaması geçirir ve el oğlunun Ay’a gittiği günlerde gözlerini hayata yumar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bir kıymet heba olur, birileri kına yakarlar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: center; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kaynak Yazı : İrfan Özfatura&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p style="margin: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="margin: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-4831998545514271818?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/4831998545514271818/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=4831998545514271818&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/4831998545514271818'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/4831998545514271818'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2008/01/vecihi-hrku-ilk-sivil-trk-pilotunun.html' title='VECİHİ HÜRKUŞ : İlk Sivil Türk Pilotunun Trajikomik Öyküsü'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-6223982156702321406</id><published>2008-01-09T10:41:00.000-08:00</published><updated>2008-01-09T12:25:39.499-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='galile'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='galileo'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat öyküleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ama dünya yine de dönüyor'/><title type='text'>Galileo (Galile) : "Eppur si muove" (Ama dünya yine de dönüyor)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R4UXatovUgI/AAAAAAAACEs/LkPsB9P7m7E/s1600-h/galileo1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R4UXatovUgI/AAAAAAAACEs/LkPsB9P7m7E/s400/galileo1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5153551096289907202" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;O zamanlar Pisa Kulesi ne kadar eğiktir bilemiyoruz ama bildiğimiz bir şey var ki bu kent oldum olası eğitim merkezidir. Pisalı Vincenzio hem müzikle, hem matematikle uğraşan, kâh besteler yapan, kâh hipotezler koyan, habire Romalı hocalarla, Floransalı sanatkarlar arasında turlayan ama hiç kaale alınmayan ve parayı bulamayan garibin tekidir. Ama o küçük oğlu Galileo'dan (biz Galile diyoruz) çok ümitlidir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;O devir Avrupa'sında öğrenciler Aristocu bir mantıkla okutulurlar. Galile de bu tedristen geçer ve bütün hastalıkla büyüyen çocuklar gibi hekimliğe merak salar. Pisalılar onda nasıl bir istidat görürlerse görürler, yaşına (17) başına bakmadan üniversiteye alırlar. Galile tıp öğrencisi olmasına rağmen fizik ve geometri derslerinin cazibesine kapılır, Aristotales ile Pluton'un kitaplarını karıştırmaya başlar.&lt;br /&gt;Galile bunlardan elbette çok şey öğrenir ama pek çok şeyin de yerine oturmadığını yakalar. O, inandığını savunmaktan çekinmeyen açık yürekli bir gençtir ve "ağzın süt kokuyor" diyenlere aldırmadan meydana çıkar. Boyuna posuna bakmadan iki ünlü bilginin hatalarını ortaya koyar. Ama o devir insanları gözleriyle gördüklerine değil "kilisenin onayladıklarına" inanırlar. Galile'yi bir anda düş-man beller, "bozgunculuk ve sapıklıkla" yaftalarlar. Onlara göre bu genç, kâinat hakkında yerleşmiş ve kabûl görmüş teorileri yıkmaya kararlıdır, onunla tartışmak şeytanla konuşmak kadar zararlıdır. &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Bak sen şu konuşana!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Galile, güçsüzdür ama koca bir Ortaçağa mührünü vuran Aristotales'i hedef almaktan kaçınmaz, onun fizik ve astronomi ilmine ne büyük zararlar verdiğini anlatmaya başlar. Evet, söylediklerini kurduğu düzeneklerle ispatlar ama etrafındaki baskı çok artar. Hocaları da dirsek göstermek zorunda kalır onu üniversitenin kapısına koyarlar.&lt;br /&gt;Galile, kolay pes etmez. Kendi kıt imkanlarıyla çalışmalar yapar. Ağırlık merkezi üzerinde enteresan tespitler yapar ve hasımlarının önüne hidrostatik teraziyi koyar. Sonra ortaya "yerçekimi" gibi duyulmadık kavram atar, ağır cisimlerin (sanılanın aksine), hafif cisimlerden daha hızlı düşmediklerini (Aristotales'in yanlışıdır) ispatlar. Cisim, kuvvet, ivme, hareket üzerine enteresan şeyler söyler ve Aristo fiziğini yok sayan "eylemsizlik kuralı" ile büyük taraftar toplar. Galile yerçekimi ve salınım üzerine çok çalışır ve sarkaçtaki uyumu saatlerde kullanarak yeni bir çığır açar. Akademisyenler daha fazla direnemez, birer ikişer yanına sokulmaya başlarlar. &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;img style="width: 258px; height: 289px;" src="http://th.physik.uni-frankfurt.de/%7Ejr/gif/phys/galileo.jpg" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Galile o günlerde Endülüs kaynaklarından gezegenlerin güneş etrafında dolandığını okumuş ve mantıklı bulmuştur. Ancak Kopernik'in başına gelenleri bildiği için konuşmakta acele etmez, uygun zamanı kollar. Galile, bir ara Venedik'te tanıştığı Hollandalı gözlükçüden optik üzerine çok şey öğrenir ve bu bilgilerin ışığında kendine bir teleskop yapar. Bu alet cisimleri 32 misli büyütür ve Ay yüzeyindeki dağlar ovalar kraterler açıkça görünür. Halbuki Aristatoles gök cisimlerini "kusursuz bir yuvarlak" olarak (cilalı bir küre gibi) tarif eder, kilise insanları böyle inanmaya zorlar. Bu da yetmez, Galile, Samanyolu hakkında bilinen ne varsa alayını yıkar, gezegen ve uydular hakkında "aykırı" sözler eden Kopernik'e arka çıkar. Dahası, yok ilan edilen Jüpiter'in uydularını keşfeder ve adamların gözüne sokar!&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;img style="width: 323px; height: 237px;" src="http://img137.imageshack.us/img137/1186/0719esa29ls.jpg" height="284" width="362" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;"Eppur si muove!"&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Halbuki papazlar dünyanın "sabit" olduğuna inanmakta, bunu şiddetle savunmaktadırlar. Şimdi Galile dünyanın hem kendi etrafında, hem de güneş etrafında döndüğünü söyleyerek onları yalancılıkla itham etmektedir. Kilise geri adım atmak yerine Galile'yi hasım edinir ve onu Hıristiyanlık inancına gölge düşürmekle suçlar. Lâkin Galile kendinden emindir ve meydan okumaktan kaçınmaz. Savunduklarını ispat edecek matematik donanıma haizdir, rakamlarla konuşur, laf ebeliğine sığınmaz. Ama onun beklediği ilmi münazara zemini asla kurulmaz, aksine engizisyon mahkemesine çıkartıp, yargılar (1633) ve içeri tıkarlar.&lt;br /&gt;Galile küflü zindanlarda çok çeker. Karanlık ve gıdasızlık yüzünden gözlerini kaybeder. Farelere yem olacağını hissedince papazların önünde diz çöküp yalvarır ve düşüncelerinden vazgeçtiğini söyler. O her ne kadar "çok pişmanım" diye ağlasa da dostlarına &lt;em&gt;&lt;strong&gt;"eppur si muove" (ama dünya yine de dönüyor) &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;diye fısıldamadan yapamaz.&lt;br /&gt;Galile o günden sonra insan içine çıkmaz. Küçük beldede, kuytu bir eve çekilir. Yine mekanik ve matematik üzerine düşünür ama artık ağzını bile açmaz.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Sahi ne değişti?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Tamam Ortaçağ Avrupalısı'nın her yeniliğe tepki göstermesini anlayabiliyoruz ama Papa 2. John Paul'ün "Galile'nin affedilmesi" ile ilgili teklifi (1979) günümüz rahiplerini bile uğraştırır. Söz konusu karar için tam 13 yıl tartışır, affı ancak 1982 yılında çıkarırlar. Bazı kardinaller gözle görülüp, elle tutulan hakikatlere bile "çekince" koyarlar.&lt;br /&gt;Dünya hızla döner ve gün gelir sözde bilim adamları kendilerince bir "din" peydahlarlar. Bu dinin temelinde inançsızlık yatar ama onlar Marks, Engels, Darwin ve Freud'a tapınmalı olurlar. Akıl, mantık, tecrübe ne söylerse söylesin, saplantılarına sâdıktırlar ve sahte mabutlarına kesinlikle toz kondurmazlar. Hatta bu uğurda saldırganlaşır, "engizisyon"a sahip çıkarlar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;img style="width: 290px; height: 207px;" src="http://www.hafif.org/imaj/Togepi/cassini-jupiter-best-desk-1280.jpg" height="279" width="293" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;-Günümüzden bir dipnot-&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Galileo'nun adı önümüzdeki günlerde faaliyete geçecek olan AB'nin en sivri teknolojik teşebbüslerinden birine verilmiş durumda.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Konuya bahis olan mesele; uydu radyo navigasyonu, küçük bir alıcıya sahip olan herkesin yörünge uydularından yayılan sinyalleri alarak herhangi bir zamandaki konumunu enlem, boylam ve yükseklik cinsinden kesin olarak belirlemesini sağlayan bir sistem. Sistem daha şimdiden hava trafik kontrolü, gemi ve kamyon filoları yönetimi, kara ve demiryolu trafiği izleme, acil servislerin seferber edilmesi ve dünya genelinde taşınan malların izinin sürülmesi gibi alanlarda bir devrim niteliği taşıyor. Bugün için teknoloji yalnız ABD'nin GPS yani Küresel Konumlama Sistemi ile Rusya'nın GLONASS yani Küresel Navigasyon Uydu Sistemi ile kullanılıyor. Fakat bu sistemler askerî otoritelerin destek ve kontrolünde bulunuyor. Dünya'nın her yerindeki kullanıcılar için GPS'e karşı sivil alternatif sunmak şeklinde tanımlanabilecek siyasî bir hedefe sahip olan Galileo aynı zamanda teknolojik ve ticarî bir meydan okuma.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Avrupa Komisyonu ile Avrupa Uzay Ajansı'nın ortak teşebbüsü olan Galileo, dünya genelinde özel olarak sivil amaçla kullanılmak üzere tasarlanmış ilk küresel uydu konumlama ve navigasyon sistemi. 24 bin kilometre yükseklikte yörüngede bulunan 30 uydu takımından oluşan Galileo, askerî kullanıma yönelik tasarlanmış olan GPS ve GLONASS sistemleriyle birlikte çalışabilme özelliğine sahip. Hatırlanacağı üzere Haziran 2004'te AB ile ABD arasında imzalanan anlaşma ile GPS ve Galileo arasında uyum tescil edildi.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Mevcut uydu navigasyon sistemleri arasında gerekli olan teknik uyumlaştırmaya ek olarak, karada yerleşik ekipmanların geliştirilmesi ve nihaî olarak bu teknolojinin yaygın kullanımının teşvik edilmesi için uluslararası işbirliği zorunlu. Nitekim AB dışından pek çok ülke, sistem tanımı, araştırma ve endüstriyel iş birliği konularında şimdiden Galileo programına katkıda bulunmuş durumda.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Hava, deniz, kara ve demiryolu ulaşımı kullanıcılarının ihtiyaçları, Galileo sistemi tarafından karşılanacak. Galileo sanayide, faal bir ölçme aracı olarak hizmet edeceği inşaat mühendisliği ve kentsel gelişim başta olmak üzere bir dizi alanı destekleyecek. Ayrıca tarım, balıkçılık, madencilik, çevre koruma, tabiî kaynakların yönetimi, petrol ve gaz sevkiyatı ile arama ve kurtarma hizmetlerine destek sağlamada pekçok fırsat sunuyor.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Galileo sadece ekonomi ve ticarî şirketlerle sınırlı değil. Kurtarma, sınır denetimi gibi alanlarda kullanılmasına ek olarak örneğin görme engelli ya da hareket kabiliyeti azalmış kişilere rehberlik etmek, Alzheimer hastalarını izlemek ya da uzun yürüyüşçüler ve yelkencilere yardımcı olmak gibi amaçlarla da kullanılacak.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;15 yıl sonra 3 milyar alıcı, yıllık 275 milyar euroluk bir gelir ve salt Avrupa'da 150 bin çok kalifiye iş imkânı demek olan bu sisteme; Çin, Fas, Hindistan, İsrail ve Ukrayna dahil olmuş durumda. Arjantin, Avusturalya, Brezilya, Güney Kore, Malezya, Meksika, Norveç ve Şili ise sırada bekliyor. AB ile katılım müzakeresi eden Türkiye'nin atacağı adım ise merakla bekleniyor.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.saatlimaarif.com/detay.asp?ContentID=2074"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Buradan&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; Alıntıdır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-6223982156702321406?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/6223982156702321406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=6223982156702321406&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/6223982156702321406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/6223982156702321406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2008/01/galileo-galile-eppur-si-muove-ama-dnya.html' title='Galileo (Galile) : &quot;Eppur si muove&quot; (Ama dünya yine de dönüyor)'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R4UXatovUgI/AAAAAAAACEs/LkPsB9P7m7E/s72-c/galileo1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-8056593201273763904</id><published>2008-01-09T09:04:00.000-08:00</published><updated>2008-01-09T12:26:14.753-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarihin ilk robotu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat öyküleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='el-cezeri'/><title type='text'>El-Cezeri : Tarihin ilk robotunu Anadolu’da yapmış.</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R4T_atovUbI/AAAAAAAACEE/892LAaXAeUY/s1600-h/Tarihinilkrobotuanadoludayapilmis.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R4T_atovUbI/AAAAAAAACEE/892LAaXAeUY/s400/Tarihinilkrobotuanadoludayapilmis.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5153524708010840498" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bugün medeniyet dersi vermeye kalkışan Avrupalının, cahiliyet dömenini yaşadığı 1200'lü yıllarda; dünya bilim tarihinde çığır açan buluşlara imza atan Anadolulu mühendis El-Cezeri'nin hayatı ve çalışmaları belgesel film oldu. Yönetmenliğini Duygu Yılmaz'ın, proje ve metin yazarlığını da Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema TV Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Oğuz Makal'ın üstlendiği film, bilimin İslam toplumlarında eriştiği yüksek seviyeyi bir defa daha gözler önüne serdi. Belgeselde dünyada ilk robotun El-Cezeri tarafından yapıldığı anlatılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;24 saatin kaşifi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1153 yılında Cizre'de doğan El-Cezeri'nin yaptığı otomatik makineler bugünkü teknolojik gelişmelerin temelini oluşturdu. El-Cezeri, 21 yaşında saray mühendisi olarak Diyarbakır'da Artuklular Beyliğinin hizmetine girdi. 30'lu yaşlarında sarayın baş mühendisi oldu. Cezeri, bir robot yaparak Artuklu hükümdarına takdim etti. Otomatik olarak çalışan ve kendi kendine bazı hareketler yapan alet, dünya tarihinin ilk robotu oldu. Bu dahi bilim adamımız, Leonardo da Vinci'den tam 300 sene evvel dişli çarklar ve esaslarına dair kaideleri kitabında neşretti. Hatta Leonardo da Vinci bu kaidelerin birçoğunu bilmemektedir. El-Cezeri, günü 24 eşit saate ayırarak dünya bilim tarihine adını yazdırdı. Bilimin kaynaklarına sahip çıkmaya çalışan Avrupalılar ise onun bulduğu saat düzenini ancak 18. yüzyılda kullanmaya başladı. Sibernetiğin babası&lt;br /&gt;Sibernetik ilmi denince ilk akla El-Cezeri gelir. Sibernetik; atom çağından sonra kendi kendini kontrol eden makinelerin çağı olarak tarif edilir. Sibernetiğin makineleri dişliler, mandallar, palangalar ve kaldıraçlardan oluşuyor. El Cezeri; robotlar, saatler, su makineleri, şifreli kilitler, kasalar, termos, otomatik çocuk oyuncakları, otomatik yüzen kayık, su tulumbaları gibi çok sayıda buluşa imza attı. Günümüzde bütün motorlu vasıtalarda bulunan "krank mili"ni ilk defa o kullandı. El- Cezerî'nin yaptığı makinelerın çoğu su ile çalışır. Bu bakımdan El- Cezerî'ye su mühendisi demek çok yerinde bir ifade olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hünerli Aletler Kitabı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El-Cezeri'nin günümüz Türkçesine "Mekanik Saatlerin Teorisi" adıyla çevrilebilecek olan "Kitab-ul Camii Beyn-el ilmi vel-amel En Nafi-i fi Sinaat-il Hiyel" ve "Hünerli Mekanik Aletler Bilgisi Kitabı" olarak tercüme edilen "Kitab'ül-Hiyel" isimli iki ünlü kitabı bulunuyor. 11 nüshası bulunan "Kitab'ül-Hiyel"lerin dördü Topkapı Sarayı Müzesi ve Süleymaniye Kütüphanesi'nde muhafaza ediliyor. 1233 yılında vefat eden El-Cezeri'nin mezarı, Cizre'deki Nuh Peygamber Camiinin avlusunda bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Minyatürlerle El-Cezeri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duygu Yılmaz'ın El-Cezeri'yi anlatan belgesel film gösterimi, minyatür sanatçısı Leman Dinçtürk'ün hazırladığı minyatür sergisiyle birlikte yapılıyor. Leman Dinçtürk'ün Ebul-İz İsmail El-Cezeri'nin "Olağanüstü Mekanik Araçların Bilgisi Hakkında Kitap" isimli eserindeki minyatürlerden hazırladığı bu sergi, 18 Ocak'a kadar Beykent Üniversitesi Taksim Kampüsü Necati Abacı Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşacak. Daha sonra da Şişli Ayazağa Kampüsü Fuaye Alanı'nda 22 Ocak-1 Şubat 2008 tarihleri arasında ziyarete açık olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;a href="http://www.saatlimaarif.com/detay.asp?ContentID=2142"&gt;Buradan&lt;/a&gt; Alıntıdır...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-8056593201273763904?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/8056593201273763904/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=8056593201273763904&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/8056593201273763904'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/8056593201273763904'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2008/01/el-cezeri-tarihin-ilk-robotunu.html' title='El-Cezeri : Tarihin ilk robotunu Anadolu’da yapmış.'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R4T_atovUbI/AAAAAAAACEE/892LAaXAeUY/s72-c/Tarihinilkrobotuanadoludayapilmis.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-3262957043279054532</id><published>2007-12-31T04:51:00.000-08:00</published><updated>2007-12-31T04:53:30.586-08:00</updated><title type='text'>Yeni yılınızı Sağlıkla geçirmeniz dileğiyle...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R3jmJtovTBI/AAAAAAAAB4A/ildEkxAi5Vw/s1600-h/yeniyil+KARTI+kalemli.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R3jmJtovTBI/AAAAAAAAB4A/ildEkxAi5Vw/s400/yeniyil+KARTI+kalemli.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150119228441840658" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-3262957043279054532?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/3262957043279054532/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=3262957043279054532&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/3262957043279054532'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/3262957043279054532'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/12/yeni-ylnz-salkla-geirmeniz-dileiyle.html' title='Yeni yılınızı Sağlıkla geçirmeniz dileğiyle...'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R3jmJtovTBI/AAAAAAAAB4A/ildEkxAi5Vw/s72-c/yeniyil+KARTI+kalemli.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-1350774345803697606</id><published>2007-12-25T02:59:00.000-08:00</published><updated>2008-01-09T12:26:48.345-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='atatürk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat öyküleri'/><title type='text'>Atatürk Hakkında bilgiler..</title><content type='html'>1."ATA" LAFINI SEVMEZDI"&lt;br /&gt;Ataturk" hitabini ilk kez donemin Turk Dil Kurumu Baskani bir konusmasinda kullanmis, Mustafa Kemal de cok begenerek soyadi olarak almisti. Kendisine "Ata" diye hitap edilmesinden hic hoslanmazdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.EN SEVDIGI YEMEK&lt;br /&gt;Manastir Askeri Lisesi yillarindan kalan bir aliskanlikla hayati boyunca en sevdigi yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldi. Tatliya duskun degildi ama cani istediginde cok sevdigi gul recelini tercih ederdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.EN BUYUK HAYALI DUNYA TURUNA CIKMAKTI&lt;br /&gt;Omru yetseydi bir dunya turuna cikip Turk dili ve tarihi uzerindeki calismalarini genisletmek en buyuk hayaliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.BASUCU KITABI "CALIKUSU" YDU.&lt;br /&gt;Binlerce kitabi vardi. Ama bunlarin arasinda bir tanesini hayati boyunca hatta cephede bile basucundan ayirmadi. Resat Nuri Guntekin'in unlu "Calikusu" romanini hep yaninda tasir, her gun rastgele bir yerinden acar, birkac sayfa okurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.KABUL SALONUNDAKI AT YAVRUSU&lt;br /&gt;Atlardan sonra en sevdigi hayvan kopekti. "Fox" adini verdigi kopegi, Gazi`nin yataginin ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara duskunlugu o dereceydi ki bir gun misafirlerinin de gorebilmesi icin yeni dogmus bir tayla annesinin Cankaya Kosku kabul salonuna getirilmesini bile emretmisti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.TAM BIR SALON ADAMI&lt;br /&gt;En sevdigi dans valsti. Muzik zevki cesitlilik gosteriyordu. Klasik Bati muzigi disinda Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7.GOMLEKLERININ TUMU BEYAZDI&lt;br /&gt;Gomleklerinin hepsi beyazdi. Bu gomlekler ilk yillarda Isvicre`de ozel olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasina onculuk edebilmek icin Beyoglu`nda bir terziye diktirilmeye baslanmisti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8.DOLABINDA LACIVERTE YER YOKTU&lt;br /&gt;Takim elbiselerinin tasarimlarini hep kendisi cizerdi. Lacivert takim giymeyi sevmezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9.OLCULERI&lt;br /&gt;Boyu 1.74 idi. Hayatinin son donemlerine kadar 76 olan kilosu hastaliginin ilerlemeye baslamasiyla 46'ya kadar dusmustu. 43 numara siyah rugan ayakkabi giyerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10.RUMELI SIVESI&lt;br /&gt;Ozenli ve temiz bir Turkce konusurdu. Ancak bazi kelimeleri Rumeli sivesiyle telaffuz ederdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11.HAZIN BIR HIKAYE&lt;br /&gt;Hayatinda bir donem cok onemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden sonra hayatina trajik bir sekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarinin nerede oldugu bilinmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12.CUMHURBASKANLIGINDAN SIKILIYORDU.&lt;br /&gt;Hayatinin cogunu gecirdigi savas cephelerinden sonra Cumhurbaskani olarak gecirdigi yillar ona bir tecrit yasantisi gibi geliyor, cok sevdigi halkindan ve sade bir vatandas yasamindan uzaklastigini dusunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13.PAPA`NIN TEMSILCISINE ELBISE&lt;br /&gt;Kiyafet Kanunu cercevesinde tum din adamlarinin dini kiyafetleriyle sokaga cikmalari yasaklaninca, Monsenyor Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milasli eliyle bir koleksiyon hazirlatti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14.KENDISI TIRAS OLMAZDI.&lt;br /&gt;Sabah kahvaltilariyla arasi hic hos degildi. Yataktan kalkar kalkmaz odasindaki divanin uzerine bagdas kurarak oturur, gunun ilk kahvesini sigarasini icerdi. Bir ozelligi de kendi kendine tiras olmamasiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15.DUZEN TAKINTISI VARDI&lt;br /&gt;Evinde, cevresinde hatta konuk oldugu evlerde bile egri duran esyalari duzeltmeden rahat edemezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16.HOSGORULU LIDER&lt;br /&gt;Koylunun birinin gazete kagidina sardigi tutunu icmeye calisirken eli yanmis,"Alin bunu kendi icsin" diyerek Ataturk`e kufretmisti. Mahkemeye cikarilacakti. Ataturk olayi dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceginize dogru durust sigara icmesini temin edin" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17.SIGARA PAZARLIGI&lt;br /&gt;Hastaliginin baslangicinda kendisini muayene eden Dr.Fissinger gunde kac paket sigara ictigini sormus, Ataturk "sekiz" demisti. Doktor bunu gunde bir pakete indirmesi gerektigini soyleyince gulumseyerek cevap vermisti: "Ben zaten bir paket iciyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacagim".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18."BU NASIL HALKCILIK?"&lt;br /&gt;Bir sabah milletvekilleri ile trene binmisti.Konduktorun milletvekillerinden bilet parasi almamasina sasirmis nedenini sormustu. Trenin milletvekillerine bedava oldugunu ogrenince epey sinirlenmis, "Ne de guzel halkcilik ama" demisti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19."LAIKLIK ADAM OLMAKTIR!"&lt;br /&gt;Ilk mecliste bir oturum sirasinda uyelerden biri laikligin ne manaya geldigini anlamadigini soyleyince Gazi cok sinirlenmis ve elini kursuye vurarak bir din bilgini olan uyeye cevap vermisti: "Adam olmak demektir hocam, adam olmak!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20.KURBANLARI BAGISLARDI&lt;br /&gt;Gittigi yurt gezilerinde kendisi icin kurban edilen hayvanlara bakamaz boyle durumlarda sirtini doner ya da kesilmelerini engellerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21.YABANCI DILE MERAKI&lt;br /&gt;Askeri lisede ogrenmeye basladigi Fransizca'yi sonraki yillarda gelistirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardi. Konusurken araya Fransizca sozcukler de eklerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22.FASULYESINE POKER&lt;br /&gt;Kumardan hoslanmaz ama arkadaslariyla fasulyesine poker oynardi. Oyun sonunda kazandiklarini iade ederdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23.KAN GORMEYE DAYANAMAZDI&lt;br /&gt;Cephelerde dusmanla gogus goguse savasmis biri olarak en ilginc ozelligi savas meydanlari disinda kan gorunce fenalasmasiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24.KULAKLARI DUYAN TEK KISI.&lt;br /&gt;Fransiz tarihcisi Herriot Ankara`ya geldiginde Gazi`nin kulaklarinin duyuyor olmasina sasirmis anilarinda bunu espirili bir dille anlatmisti: " T.C`de bir tane kulaklari duyan kisi var onu da Cumhurbaskani yapmislar".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26.BILARDO VE YUZME&lt;br /&gt;Sportmen kisiligi vardi. Her gun at biner , yuzmeye gider ve bilardo oynardi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27.EN BASARILI DERS.&lt;br /&gt;Egitim hayati boyunca en basarili dersi matematikti. Pozitif bilimlere ilgisi hayati boyunca surdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28.YAGCILARA GECIT YOK&lt;br /&gt;Yagcila cok kizardi Bir aksam sofrasida kendisine gereksiz sekilde iltifat eden Abdulhak Hamit`e mudahale etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29.SON YILBASI GECESI&lt;br /&gt;1937`yi 1938`e baglayan son yilbasi gecesini Disisleri Bakani Tevfik Rustu Aras ile bas basa gecirmisti. O gece dolabindaki bazi elbiseleri bakana hediye etmisti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30.KOSKTEKI GUVERCINLIK&lt;br /&gt;Kuslari cok severdi. Cankaya Kosku`nde ozel bir bakicinin ilgilendigi guvercinligi vardi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-1350774345803697606?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/1350774345803697606/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=1350774345803697606&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/1350774345803697606'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/1350774345803697606'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/12/atatrk-hakknda-bilgiler.html' title='Atatürk Hakkında bilgiler..'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-7471631039977862801</id><published>2007-12-22T13:26:00.000-08:00</published><updated>2007-12-22T13:33:11.364-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='video'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mısır piramidleri'/><title type='text'>Mısır Pramid 'leri kaçırılmış... !!!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;Mısır Pramidleri binlerce yıllık tarihi yapılar. Bununla ilgili kamera şakası gibi bir ropörtajı aşağıda izleyin ve kararı siz verin. Bu bloğumun içeriği tarih olduğu için buraya koydum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında Mizah bloğumda yayınlanacak bir video.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="355"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/_NkXoZRwoNc&amp;amp;rel=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/_NkXoZRwoNc&amp;amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-7471631039977862801?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/7471631039977862801/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=7471631039977862801&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/7471631039977862801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/7471631039977862801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/12/msr-pramid-leri-karlm.html' title='Mısır Pramid &apos;leri kaçırılmış... !!!'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-92541825121527158</id><published>2007-12-16T12:35:00.000-08:00</published><updated>2007-12-16T12:40:38.970-08:00</updated><title type='text'>Osmanlıya yapılan iftiraların sebebi ... (Mehmet Oruç, 27-28 Kasım 2007)</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div dir="ltr"&gt; &lt;div dir="ltr"&gt;&lt;strong&gt;27.11.2007&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt; &lt;div dir="ltr"&gt; &lt;/div&gt; &lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yıllardır belli aralıklarla, Osmanlı Devleti'ni kötülemek, padişahlarını; hainlikle, zevk safa içinde olmakla, içki içmekle daha nice akıl almaz ithamlarla aşağılamak gelenek halini aldı. Osmanlı Devleti'nin kendi milletine ve diğer milletlere hizmeti, dünya barışınını, huzuru, güveni sağlamaktaki katkıları ortadayken; Padişahların, yukarıda iddia edilen hususlarla uzaktan yakından ilgileri olmadığı tarihi bir gerçek iken bu rutin saldırıların sebebi neydi?&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrencilik yıllarımdan beri hep bu sorunun cevabını aradım. Sonunda buldum. Sorunun cevabını zamanın Cumhurbaşkanı Sayın &lt;strong&gt;Süleyman Demirel&lt;/strong&gt;, Osmanlı'nın 700. Yıl kutlamaları münasebetiyle 4-8 Ekim 1999 tarihleri arasında yapılan XIII. Türk Tarih Kongresinde veriyordu. Sayın Demirel yıllardır merak ettiğim sorunun cevabını özetle şöyle veriyordu: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;   &lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong&gt;"Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Osmanlı kötülendi. Bunun bir sebebi vardı. Din kuralları ile idare edilen bir devletin yerine, Batı hukukunun esas alındığı Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştu. Yeni devleti oturtmak, sağlamlaştırmak için böyle yapılmak mecburiyeti vardı. Artık Cumhuriyet oturdu. Tehlike kalmadı. Hala Osmanlıyı kötülemeye devam etmenin bir manası kalmadı. Bunun kimseye faydası yok... " &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt; &lt;p&gt;&lt;u&gt;"Hâşâ sümme hâşâ!"&lt;/u&gt;&lt;/p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; &lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu cevaba paralel bir hadiseyi de haneden mensubu rahmetli &lt;strong&gt;Fethi Sami Bey'&lt;/strong&gt;den birkaç yıl önce bizzat dinlemiştim. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Fethi Sami Bey ve ailesi, 1922 yılında kendi istekleri ile yurt dışına çıkarlar. Babası Sami Bey, bir Osmanlı zabiti. Avrupa'da iken, Türkiye'de hanedan mensuplarına çok ağır suçlamaların yapıldığını üzüntüyle takip ederler. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kırklı yıllarda, zamanın Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras bir toplantı için Almanya'ya gider. Sami Bey aynı zamanda sınıf arkadaşı olan ve kendisi çok yakından tanıyan Tevfik Rüştü Bey'i bir toplantıda yakalayıp herkesin duyabileceği tonda bir sesle, " &lt;strong&gt;Tevfik Rüştü Bey, sen benim çocukluk arkadaşımsın. Beni ve mensubu olduğum hanedanı çok yakından tanırsın. Herkesin huzurunda sana soruyorum: Ben ve babam hain miydi, dayım Sultan Vahidettin hain miydi?"&lt;/strong&gt;  diye sorar. Dışişleri Bakanı T. Rüştü Aras şöyle cevap verir:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong&gt;"Haşa, haşa, sümme haşa! Ne siz hainsiniz, ne de diğer hanedan mensupları. Asırlarca Türk milletine hizmet etmiş çok değerli bir hanedansınız. Ancak şunu unutuyorsun Sami Bey. Biz bunları söylemeyip de sizi methetseydik, bize demeyecekler miydi, " &lt;em&gt;Bunlar madem bu kadar iyi insanlardı, niçin yurt dışına gönderdiniz? Niçin yeni bir devlet kurdunuz&lt;/em&gt;?" Özür dilerim, yeni devleti kabul ettirebilmek için bunları söylemek zorundayız."&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Hanedan mensupları bunun farkındaydılar. Asırlarca, halkına, hatta bütün milletlere hoşgörü ile yaklaştıklarından, başlarına gelen bu hadiseye de hoşgörü gösterdiler; tevekkülle karşıladılar. Ömürleri boyunca, Türkiye Cumhuriyetinin aleyhinde en ufak bir faaliyette bulunmadılar. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sabah Gazetesi yazarlarından &lt;strong&gt;Murat Bardakçı'&lt;/strong&gt;nın Şahbaba'da verdiği şu vesika, Cumhuriyetimizin kurucularının da farklı düşünmediğini göstermekte: "Türkiye'nin Roma Büyükelçisi Suat Bey'in "Vahideddin'in füc'eten vefat ettiği şimdi haber alınmıştır" yazan telgrafı Ankara'ya geldiği sırada, Reisicumhur  Adana'daydı...Telgraf hemen Adana'ya ulaştırıldı. Reisicumhur dostlarıyla yemeğe oturmuştu... Haberi işitince, &lt;strong&gt;'Çok namuslu bir adam öldü'&lt;/strong&gt; dedi... "&lt;strong&gt;&lt;u&gt;İsteseydi Topkapı'nın bütün cevâhirini götürür ve öyle bir ordu kurup geri dönerdi ki..&lt;/u&gt;."&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong&gt;Sayın Ecevit&lt;/strong&gt; bile vicdanının sesine kulak verip ahir ömründe, Osmanlıyı methedip, Vahideddin Han'ın vatan haini olmadığını söylemişti. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial TUR;font-size:100%;"&gt; &lt;p&gt;Bu samimi itirafta bulunanlar kimler: Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı... &lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt; &lt;p&gt;&lt;u&gt;Yeryüzünün Salih kulları&lt;/u&gt;&lt;/p&gt;&lt;/b&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Artık toplum olarak geçmişimiz ile barışma zamanı geldi. Çünkü hepimizin Osmanlıya şükran borcumuz var. Bugün, üzerinde oturduğumuz bu topraklar ve mensubu olduğumuz İslamiyet onların hediyesidir. Bunun için, onları her zaman hayır ile yadetmemiz herşeyden önce bir insanlık vazifemizdir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Osmanlı sultanları sıradan insanlar değildi. Vatanseverlikleri, dindarlıkları, dürüstlükleri, idarecilikleri, ileri görüşlülükleri tarihi bir gerçektir. Sıradan insanlar olsalardı, devletin ömrü 623 yıl sürmezdi. &lt;b&gt;"Yeryüzünü salih kullarıma miras bırakırım &lt;/b&gt;" ayet-i kerimesinin Osmanlı sultanlarını övdüğünü, büyük âlim Abdülgani Nablüsi bildirmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Böyle bir ecdad ancak hayır ile, dua ile anılır. Aksini yapmak, insafsızlık olur. Akli selim insana yakışmaz!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; &lt;p&gt;------------------------------&lt;wbr&gt;-----------&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;u&gt;Osmanlı padişahlarının faziletleri&lt;/u&gt;   28.11.2007&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Osmanlı İmparatorluğu, on dördüncü asrın başından yirminci asrın ilk çeyreğine kadar hüküm süren dünyâ târihinde şerefli ve en uzun ömürlü bir hanedân devletidir. Hem de, Asr-ı seâdet ve Hulefâ-i Râşidîn devirlerinden sonra Hak ve adâlete riâyette en üstün seviyeye yükselen bir devlet. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Böyle bir üstünlük, fazilet her devlete nasip olmamıştır. Bunda, devletin ilk kurucusunun ve sonra sultanların iyi niyetlerinin, samimiyetlerinin ve ihlaslarının büyük payı vardır. Bir şeyin temeli iyi niyetlerle ve sağlam olarak atılırsa ömrü de o kadar uzun olur. &lt;/p&gt;&lt;b&gt; &lt;p&gt;Osman Gâzi&lt;/p&gt;&lt;/b&gt;daha işin başında, niyetini ve temel prensiplerini ortaya koymuş, kendisinden sonra gelenlere de devletin anayasası olarak kabul edilmesi için şu vasiyeti yapmıştır: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt; &lt;p&gt;&lt;u&gt;Kuru kavga değil!&lt;/u&gt;&lt;/p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;"Allahü tâlânın emirlerine muhalif bir iş eylemeyesin! Bilmediğini İslam ulemâsından sorup anlayasın. İyice bilmeyince bir işe başlamayasın! Sana, itâat edenleri hoş tutasın! Askerine inâmı, ihsânı eksik etmeyesin ki, insan ihsânın kulcağızıdır. Zâlim olma! Âlemi adâletle şenlendir ve Allah için cihâdı terk etmeyerek beni şâd et! Ulemâya ri'âyet eyle ki, din işleri nizâm bulsun! Nerede bir ilim ehli duyarsan, ona rağbet, ikbâl ve hilm göster! Askerine ve malına gurûr getirip, din ehlinden uzaklaşma. &lt;strong&gt;Bizim mesleğimiz Allah yoludur. Ve maksâdımız Allah'ın dînini yaymaktır. Yoksa, kuru kavga ve cihângirlik dâvâsı değildir&lt;/strong&gt;. Sana da bunlar yaraşır. Dâimâ herkese ihsânda bulun! Memleket işlerini noksansız gör! Hepinizi Allahü teâlâya emânet ediyorum!" &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bütün Osmanlı padişahları bu vasiyete aynen uymuşlardır. Bütün dünyayı bu prensiplerle idare etmeyi hedeflemişlerdir. &lt;b&gt;Fatih Sultan Mehmed Han&lt;/b&gt;'ın, "Dünyâda tek bir din, tek bir devlet, tek bir pâdişâh ve İstanbul'da cihanın payitahtı olmalıdır." sözü bunu göstermektedir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ömrünü bu davada tüketmiş, hiçbir engel onu bu yoldan alıkoyamamıştır. Örneğin, Bir seferinde Zigana Dağlarını yaya geçmek zorunda kalmış ve bu sırada büyük güçlük ve sıkıntılarla karşılaşmıştı. Sefer sırasında yanında bulunan Uzun Hasan'ın annesi onun çektiği bu eziyetleri gördükten sonra kendisini seferden alıkoymak kasdıyla; "Ey Oğul! Bunca zahmete değer mi?" deyince yüce Hakan; "Hey ana, bu zahmet din yolunadır. Zahmeti ihtiyar etmezsek bize gâzi demek yalan olur." diye cevap vermiştir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;"Velî" tabiatlı olan Pâdişâh, &lt;b&gt;Bâyezîd Han&lt;/b&gt;'da, yaptırdığı câmiinin inşâsı bitince; "Her kim ömrü boyunca ikindi ve akşam namazlarının sünnetlerini terk etmemişse ilk Cumâ namazında o imâm olsun." demiş, bu hususta kendisinden başka kimse çıkmamış, hazerde ve seferde hiçbir sünneti bırakmadığı için namazı kendisi kıldırmıştı. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;"Biz Allah tarafından memur olmadıkça bir sefere gitmeyiz." diyen &lt;b&gt;Yavuz Sultan Selim Han&lt;/b&gt; ise, cihan hâkimiyeti dâvâsında çok kudretli bir sîmâdır. İki büyük meydan muhârebesiyle Memlûk Devletini ortadan kaldıran, mübârek makamlara hizmetle şereflenen ve Müslümanların Halîfesi ünvânını alan Yavuz Sultan Selim, 25 Temmuz 1518 günü İstanbul'a ulaşmıştı. Ancak İstanbul'da halkın büyük bir karşılama hazırlığı yaptığını işitince gece vakti yanında birkaç kişiyle kayığa binerek gizlice Topkapı Sarayı'na çıktı. Ertesi gün pâdişâhın sarayda olduğu öğrenilince hiçbir merâsim yapılamadı. " &lt;strong&gt;Biz ne yaptık ki bu kadar rağbet edilir&lt;/strong&gt;!" diyen cihan pâdişâhı gâyet sâde giyinir, devlet işleri dışında gösterişe rağbet etmezdi. ( Osmanlı padişahlarının, her birinin buna benzer pek çok faziletleri, menkıbeleri vardır. Yerimiz sınırlı olduğu için sadece bir iki örnek verebildik. Bu konuda daha geniş bilgi için, &lt;b&gt;Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil&lt;/b&gt;'in, "&lt;b&gt;Kayı-1", "Kayı-2&lt;/b&gt;" kitaplarını - Şems yayınları, 0212 2138011- önemle tavsiye ederim)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt; &lt;p&gt;&lt;u&gt;Dinin direği idiler&lt;/u&gt;&lt;/p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Osmanlı padişahları işte böyle, gayretli, cefakar, dindar yaptıkları her işi Allah rızası için yapan şahsiyetlerdi. Son devir ulemâsının büyüklerinden &lt;b&gt;Seyyid Abdülhakim Arvasi &lt;/b&gt;hazretleri derdi ki: "Osmanlı padişahlarının hepsi dindar insanlar idi. Dini muhafaza ettiler. Dinin direği idiler. İçlerinde bir tane kötü yoktur. Ama aralarında derece farkı vardır." &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kendilerini savunacak durumda olmayan tarihî şahsiyetler hakkında ileri geri konuşmak insana yakışmaz. Hele dedikodu ve iftirâdan kaçınmak, sadece dinî değil, herkesin uyması gereken ahlâkî bir vecibe olduğu unutulmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(Mehmet Oruç, 27-28 Kasım 2007)&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-92541825121527158?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/92541825121527158/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=92541825121527158&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/92541825121527158'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/92541825121527158'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/12/osmanlya-yaplan-iftiralarn-sebebi.html' title='Osmanlıya yapılan iftiraların sebebi ... (Mehmet Oruç, 27-28 Kasım 2007)'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-8002383052612686989</id><published>2007-12-09T09:43:00.000-08:00</published><updated>2008-01-09T12:27:32.385-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osman Bölükbaşı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat öyküleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ad6307'/><title type='text'>Osman Bölükbaşı : Yakın Tarihimizden Renkli bir siyasetçi.</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Osman_B%C3%B6l%C3%BCkba%C5%9F%C4%B1"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 84px; height: 87px;" src="http://bp0.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1w4hFfiGEI/AAAAAAAABY0/l5B4HmiquM0/s400/Osman_bolukbasi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5142047015611537474" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;1913 Yılında doğan ve 06.02.2002 de vefat eden &lt;a style="font-weight: bold;" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Osman_B%C3%B6l%C3%BCkba%C5%9F%C4%B1"&gt;Osman Bölükbaşı&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;renkli kişiliğiyle Türk Siyaset tarihinin unutulmayanları arasına girmiştir. Renkli kişiliği, dürüstlüğü ve açıksözlülüğü, hitabet gücü, nüktedanlığı, hazırcevaplığı, enerjik yapısı, heyecanlı mizacı ile halkın sevgisi kazanan  &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Osman_B%C3%B6l%C3%BCkba%C5%9F%C4%B1"&gt;Osman Bölükbaşı&lt;/a&gt;, Anadolu Fırtınası şeklinde anıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nüktesi ve işlek zekası, şimdilerde de anlatılır. Bunlardan birkaç &lt;a href="http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/12/osman-blkba-yakn-tarihimizden-renkli.html"&gt;alıntıyı&lt;/a&gt; aşağıda sunuyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Avusturya yaptığı gezisi sırasında bir gazetecinin;&lt;br /&gt;- "Atalarınızın Viyanada ne işi vardı" sorusuna&lt;br /&gt;- &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"Haçlı seferlerine iadeyi ziyaret"&lt;/span&gt; cevabını verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meclis kürsüsünde konuşurken bir milletvekili :&lt;br /&gt;- "Sende erkek misin be?" der.&lt;br /&gt;- "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ben erkekliğimin zekatını versem sen bile erkek olurdun&lt;/span&gt;". cevabını verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ona çılgınca alkış tutanlar, Ona oy vermemişlerdir. Osman Bölükbaşı:&lt;br /&gt;- &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“Bu halk, meydanlarda dinler, sandıkta konuşur.”&lt;/span&gt; demiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözünü sakınmazdı. Sekiz saat konuşarak rekor kırdığı mitinglerine gelenlere de fırça atmayı ihmal etmemiştir. Kayseri’de kendisini dinlemek için toplananlara:&lt;br /&gt;- &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“Ey, sapı uzun, tanesi kıt Kayserililer ! ”&lt;/span&gt; tümcesiyle seslenerek:&lt;br /&gt;- &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“Meydanda veriminiz bol. Burada aşka gelip beni alkışlıyorsunuz, sandık başına gidince şeytana sarılıyorsunuz. ”&lt;/span&gt; demiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       1950 genel seçimlerinde Kırşehir’den Millet Partisi’nin tek milletvekili olarak TBMM’ye girmiştir. Birgün Mecliste bir merdivenin altında dururken yanından geçen bir milletvekili sormuş :&lt;br /&gt;- "Ne yapıyorsun Bölükbaşı" demiş O da,&lt;br /&gt;- &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"Grup Toplantısı yapıyorum"&lt;/span&gt; demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="content"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;           Türkiye siyasetinin iki rakibi Osman Bölükbaşı ile İsmet İnönü, aynı uçakta yolculuk ederlerken  Torunu İnönü’ye elindeki parayı göstererek sormuş:&lt;br /&gt;       - "Bunu aşağı atsam ne olur dede" ?&lt;br /&gt;        Paşa’dan önce Bölükbaşı:&lt;br /&gt;       - &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"Parayı atsan, bulan biri sevinir. Dedeni at ki bütün millet sevinsin,"&lt;/span&gt; der...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Kızı Hürriyet doğduğunda hapishanedeymiş Bölükbaşı...Koğuştaki arkadaşlarına muştularken:&lt;br /&gt;      -&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; "Hürriyet dünyaya geldi,  İnşallah Türkiye’ye de gelir"&lt;/span&gt; !  demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1957’de milletvekili seçildiğini hapishanedeki radyodan öğrenmiş. Pijamayla ayağa fırlayıp koğuştakilerin huzurunda milletvekili yemini etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; “Zengini hayırsız evlat, memuru süslü avrat, politikacıyı kör inat batırır”&lt;/span&gt; derdi. O yüzden politikada inat etmedi. 1973’te birbirlerini karşılıklı sevdikleri &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“Ulusuyla evlenemeden”&lt;/span&gt; siyasetten çekilirken şöyle dedi:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;- "Yüzünde göz izi yok sanarak siyaset denilen Leyla’ya gönül verdim. Sonradan anladım ki, benden önce 40 bin kişinin nikâhından geçmiş"&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzce’de yaptığı bir konuşma tam 8 Saat 35 dakika sürmüş. Bir kamyoncunun Düzce’den çıkarak yükünü İstanbul’a boşaltıp geri dönmesi boyunca konuşan bir politikacı Bölükbaşı...&lt;br /&gt;Kamyoncu hayretle şu ifadeleri kullanıyor hatibe:&lt;br /&gt;- "Beyim bu nasıl iştir! Sabah buradan kereste yükledim, konuşuyordun. Yükümü İstanbul'a boşaltıp geldim, halen konuşuyorsun".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Çok ihanet görüp, partisinden kopanlardan yakınan Demirel’e:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;           - "Üzülme....Senin bağrın henüz köy mezarlığı, benim bağrım ise Karacaahmet’e döndü." &lt;/span&gt; demiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;       Oğlu Deniz Bölükbaşı ’nın babasın anlattığı &lt;a href="http://kitap.antoloji.com/kitap.asp?kitap=40975"&gt;kitab &lt;/a&gt;'ından kısa bir bölüm: Bölükbaşı Beşevler-İsrail Evleri ’nde otururdu. Ava giderken veya avdan dönerken bizi evine götürürdü. Mutfağında "bazı hanımlar" görürdük. Osman Bey kulağımıza eğilirdi:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; - "Kocalarını milletvekili yapayım diye, bunlar bizim hanımın dizinin dibinden ayrılmıyorlar. Ama milletvekili yaptıklarım da beni terk ediyorlar " ... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“Her şeye, herkese, hatta kendine bile!’’&lt;/span&gt; muhalif olan Bölükbaşı'nın eleştirilerinden herkes payını almıştır. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1965 yılında TRT'ye de yönelerek kuruma ‘‘Tırt’’ ismini takar ve lakabı ‘‘Tırt Osman’’ a çıkar. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizdeki iş adamlarını da eleştirir:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;        - "Ah benim aslan görünüşlü, tavşan yürekli büyük sermayem".&lt;/span&gt; diyerek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyaseti bıraktıktan sonra gelen koltuk önerilerini,&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“Bölükbaşı, hayat defterini yönetim kurulu başkanı olarak kapatmaz.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;diye geri çevirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt; Bende saç ağarmış, gönül tüter mi,&lt;br /&gt;Kül olmuş sinemde çiğdem biter mi,&lt;br /&gt;Viran yerde ahu bülbül öteri mi,&lt;br /&gt;Geçelim güzelim gel bu sevdadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;                                                                       &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Osman Bölükbaşı 'nın yazdığı; &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=Fv6GtNoKQvM&amp;amp;feature=related"&gt;Behiye Aksoy&lt;/a&gt;’a  adandığı söylenen, bestelenip plak olan, yukarıda ilk dörtlüğü verilen şiir bir zamanlar dillerden düşmezmiş !&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğlu  Deniz Bölükbaşı,  Babası ile ilgili&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://kitap.antoloji.com/kitap.asp?kitap=40975"&gt;kitabında&lt;/a&gt; :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        - Osman Bey, bunları Behiye Aksoy için mi yazdınız ? sorusuna, Babam şu yanıtı vermiş, diye yazıyor:&lt;br /&gt;        - &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Eli elime değmedi ama lafı anamı belledi !&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten  o " şiir-şarkı " yüzünden Osman Beyin, eşiyle arası  açılmış...&lt;span class="content"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="content"&gt;&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ve &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.sevdimseni.net/git80522/osman-bolukbasi-seraba-harcanmis-omre-yanarim.html"&gt;Seraba Harcanmış Ömre Yanarım&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;!” adlı şiiriyle siyasete veda etmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-8002383052612686989?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/8002383052612686989/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=8002383052612686989&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/8002383052612686989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/8002383052612686989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/12/osman-blkba-yakn-tarihimizden-renkli.html' title='Osman Bölükbaşı : Yakın Tarihimizden Renkli bir siyasetçi.'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1w4hFfiGEI/AAAAAAAABY0/l5B4HmiquM0/s72-c/Osman_bolukbasi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-7628709234005894263</id><published>2007-12-05T05:21:00.000-08:00</published><updated>2007-12-05T05:59:15.201-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='filistin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eröz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ad6307'/><title type='text'>Filistin : Bir zamanlar Osmanlının adaletle hükmettiği topraklarda şimdi çaresizlik ve kan var.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1auTEzRMoI/AAAAAAAABXE/xZmG1XmY-aQ/s1600-h/Filistin+01.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1auTEzRMoI/AAAAAAAABXE/xZmG1XmY-aQ/s400/Filistin+01.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140487667419525762" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1auTUzRMpI/AAAAAAAABXM/qJiryv1WRcg/s1600-h/Filistin+02.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1auTUzRMpI/AAAAAAAABXM/qJiryv1WRcg/s400/Filistin+02.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140487671714493074" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1auTkzRMqI/AAAAAAAABXU/jAynEAVOp6U/s1600-h/Filistin+03.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1auTkzRMqI/AAAAAAAABXU/jAynEAVOp6U/s400/Filistin+03.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140487676009460386" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1auTkzRMrI/AAAAAAAABXc/npBBVUAJ9V4/s1600-h/Filistin+04.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1auTkzRMrI/AAAAAAAABXc/npBBVUAJ9V4/s400/Filistin+04.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140487676009460402" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Foto 'lar ve Yazı  :   Sn. Hayati ERÖZ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;  &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;Medeniyetin hemen yanında ancak ırkçı ve din politikaları sebebiyle medeniyete çok uzak ulus olmak için çırpınan bir toplum. Haberlerde hemen her gün görüp üzüldüğümüz sonra unuttuğumuz topraklar. Bir zamanlar Osmanlının adaletle hükmettiği topraklarda şimdi çaresizlik ve kan var. Türk olduğunuzu öğrendiklerinde sevinçle karşıladıkları ve evlerinin kapılarını sizlere açtıkları topraklar. Belki bazılarımız sadece adını duyduk yerini bile bilmiyoruz. Uzaklarda ki yakın topraklar Filistin. Aşağıdaki topraklar Müslümanlara ait ancak Hıristiyanlar için çok önemli ve kutsal. Hz. İsa’nın doğduğu kilise bu torakların tam ortasında. Betlehem. Bu sebeple parçalara ayrılmış Filistin topraklarından biraz daha iyi durumda. Filistin birbirinden ayrı 3 yerleşim biriminden oluşuyor. Gazze, Ramallah ve Betlehem. Bu 3 yerin birbiriyle bağlantısı yok. Sınırlarında İsrail askerleri bekliyor. İsrail den buralara dolmuşlarla ulaşıyorsunuz. Betlehem e girişte hiç bir güvenlik noktası yok askeri arama yok pasaport kontrolü yok ancak çıkarken tüm erkekler ve genç kadınlar arabalardan indirilerek aranıyor. Cuma namazı için ise Mescid-i Aksa ya sadece özel kimliklerle giriliyor. Erkekler terörist olabilir kuşkusuyla 50 yaşını aşmış olmalı. 50 yaşından önce ise geçiş izni yok. Kadınlarda bu sınır 45.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span id="_user_hayatieroz@hotmail.com" style="color: rgb(0, 104, 28);"&gt;Sn. Hayati ERÖZ  &lt;/span&gt;&lt;span id="_user_hayatieroz@hotmail.com" style="color: rgb(0, 104, 28);"&gt;'e teşekkürlerimle. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span id="_user_hayatieroz@hotmail.com" style="color: rgb(0, 104, 28);"&gt;hayatieroz@hotmail.com&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-7628709234005894263?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/7628709234005894263/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=7628709234005894263&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/7628709234005894263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/7628709234005894263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/12/filistin-bir-zamanlar-osmanlnn-adaletle.html' title='Filistin : Bir zamanlar Osmanlının adaletle hükmettiği topraklarda şimdi çaresizlik ve kan var.'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1auTEzRMoI/AAAAAAAABXE/xZmG1XmY-aQ/s72-c/Filistin+01.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-6204600872073325527</id><published>2007-12-04T11:17:00.000-08:00</published><updated>2008-01-09T12:29:20.773-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hiram Bingham'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vilcabamba'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Machu Picchu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnka'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat öyküleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='peru'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ad6307'/><title type='text'>Hiram Bingham 1875 - 1956 : PERU, Machu Picchu ve Vilcabamba</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1Wr9UzRMPI/AAAAAAAABT8/BBaYiBxIzog/s1600-h/hiram+01.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 164px; height: 257px;" src="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1Wr9UzRMPI/AAAAAAAABT8/BBaYiBxIzog/s400/hiram+01.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140203619757404402" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Hiram Bingham , Peru 'da&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; Amerikalı arkeolog, Yale'de profesör, senatör. Peru Andlarında ulaşılması neredeyse olanaksız olan &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Machu_Picchu"&gt;Machu Picchu&lt;/a&gt; 'da İnka başkenti Vilcabamba 'yı 1911'de bulmuştur.Çocukken babasından öğrendiği dağcılık bilgisi ile, kararlılık ve cesareti birleşince bulduğu kent; İspanyol istilacıların&lt;br /&gt;yüzyıllarca bulamadığı, efsanelere konu olan kenttir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1Wr90zRMQI/AAAAAAAABUE/LidtFuzhMhM/s1600-h/Hiram+02.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1Wr90zRMQI/AAAAAAAABUE/LidtFuzhMhM/s400/Hiram+02.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140203628347339010" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1Wr-EzRMRI/AAAAAAAABUM/SUOr1ahM1sM/s1600-h/Hiram+Machu+Picchu.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1Wr-EzRMRI/AAAAAAAABUM/SUOr1ahM1sM/s400/Hiram+Machu+Picchu.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140203632642306322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1Wr-0zRMTI/AAAAAAAABUc/P_I8UDRaACI/s1600-h/Hiram+03.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1Wr-0zRMTI/AAAAAAAABUc/P_I8UDRaACI/s400/Hiram+03.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140203645527208242" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1Wvo0zRMUI/AAAAAAAABUk/MZ_WUoygaso/s1600-h/machu-picchu.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1Wvo0zRMUI/AAAAAAAABUk/MZ_WUoygaso/s400/machu-picchu.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140207665616597314" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;İnternetten Alıntıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-6204600872073325527?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/6204600872073325527/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=6204600872073325527&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/6204600872073325527'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/6204600872073325527'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/12/hiram-bingham-1875-1956-peru-machu.html' title='Hiram Bingham 1875 - 1956 : PERU, Machu Picchu ve Vilcabamba'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1Wr9UzRMPI/AAAAAAAABT8/BBaYiBxIzog/s72-c/hiram+01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-5772048793293612300</id><published>2007-11-30T12:49:00.000-08:00</published><updated>2007-11-30T13:19:29.015-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İLK TÜRK HAVA ŞEHİTLERİMİZ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='istanbul kahire uçuşu'/><title type='text'>İLK TÜRK HAVA ŞEHİTLERİMİZ.</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1B7-kzRLwI/AAAAAAAABPg/RbIVkg4t8VA/s1600-R/ilksehitler+04.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1B7-kzRLwI/AAAAAAAABPg/cYCyHz_vsf8/s320/ilksehitler+04.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138743489790553858" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1B7b0zRLuI/AAAAAAAABPQ/FQjkfiZv_88/s1600-R/ilksehitler+01.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1B7b0zRLuI/AAAAAAAABPQ/M2JLlH7i0mA/s320/ilksehitler+01.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138742892790099682" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1B7bkzRLtI/AAAAAAAABPI/pfjU_f-8TRk/s1600-R/ilksehitler+02.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1B7bkzRLtI/AAAAAAAABPI/87rLXapU1yE/s320/ilksehitler+02.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138742888495132370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1B60kzRLrI/AAAAAAAABO4/odjhXSl7XEs/s1600-R/ilksehitler+03.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1B60kzRLrI/AAAAAAAABO4/cznyf5U4D94/s320/ilksehitler+03.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138742218480234162" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Foto 'lar ve Yazı  :   Sn. Hayati ERÖZ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tarih labirentleri sürprizler, hoşluklar, çarpıcı gerçeklerle dolu elbette. İçine ne kadar dalar, girer hatta kaybolursanız o kadar etkileyici, sarsıcı keyiflere gark oluyorsunuz.&lt;strong&gt;Türk&lt;/strong&gt; &lt;b&gt;Silahlı&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Kuvvetleri'&lt;/b&gt; nin zirvesindeki bir paşadan, &lt;b&gt;Hava&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Kuvvetleri&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Komutanı&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Orgeneral&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Halil&lt;/b&gt; &lt;b&gt;İbrahim&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Fırtına&lt;/b&gt;'dan geliyor. Fırtına Paşa şu cümleyle özetliyor bu tarihi gerçeği. &lt;b&gt;"Şehit&lt;/b&gt; &lt;b&gt;bir&lt;/b&gt; &lt;b&gt;havacı&lt;/b&gt; &lt;b&gt;uğruna&lt;/b&gt; &lt;b&gt;şehrin&lt;/b&gt; &lt;b&gt;ismi&lt;/b&gt; &lt;b&gt;değiştirilmiş.&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Dünyada&lt;/b&gt; &lt;b&gt;bunun&lt;/b&gt; &lt;b&gt;bir&lt;/b&gt; &lt;b&gt;örneği&lt;/b&gt; &lt;b&gt;daha&lt;/b&gt; &lt;b&gt;yok!.."&lt;/b&gt; Bu açıklama  &lt;b&gt;Fethiye'&lt;/b&gt;de gerçekleştirilen büyük bir törenle, &lt;b&gt;Şehit&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Fethi&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Bey&lt;/b&gt; anıtı açılırken yapıldı. Şu anda turizm ve tatil cenneti olan &lt;b&gt;Fethiye'nin&lt;/b&gt; &lt;b&gt;adı&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Meğri'ydi&lt;/b&gt; &lt;b&gt;o&lt;/b&gt; &lt;b&gt;zamanlarda&lt;/b&gt;. 1914 yılında şehit düşen ilk tayyareci &lt;b&gt;Şehit&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Fethi&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Bey&lt;/b&gt;'in ismini alması şehidimizin o bölgenin çocuğu olmasından. Yüzbaşı Fethi Bey ve Mulazım ı Evvel Sadık Bey (Yüzbaşı) Türk Havacılık Tarihi’nde “İstanbul-Kahire Hava Seyahati” veya “İstanbul-Kahire Uçuşu” olarak yer alan bu uçuş, 8 Şubat 1914 günü İstanbuldan havalanmışlardır. İstanbul dan başlayan uçuşun ilk etabı Beirut ta başarıyla sona ermiştir. Gerekli bakım ve yakıt ikmalinin ardından ikinci durak olan Damascus a ulaşılmıştır. 3 etab olan Jerusalem( Kudüs) e başlandığında Israil in deniz seviyesinin altındaki iki gölünden biri olan TİBERİAS ta ters hava akımları nedeniyle uçak düşmüş ve Yüzbaşı Fethi Bey ile Yüzbaşı Sadık Bey &lt;a href="http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/11/ilk-trk-hava-ehitlerimiz.html"&gt;"İLK TÜRK HAVA ŞEHİTLERİMİZ OLMUŞLARDIR."&lt;/a&gt; Türk Hava Kuvvetlerinin ilk hava şehitleri olan Yüzbaşı Fethi Bey ve Yüzbaşı Sadık Bey’ in cenazeleri Şam’ a getirilmiş ve Emeviye Camisinde bulunan Selahaddin-i Eyyûbî Türbesinin yanına gömülmüşlerdir. Bu iki şehidimiz için daha sonra Tiberias Gölünün güney dogusnda anıt inşaa edilmiştir. İşte bu yaz bu bölgeyi gezme fırsatım oldu. Ana yoldan biraz uzak olan ve sadece yürüyerek ulaşabileceğiniz bu güzel yerin sizler için fotograflarını çektim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span id="_user_hayatieroz@hotmail.com" style="color: rgb(0, 104, 28);"&gt;Sn. Hayati ERÖZ  &lt;/span&gt;&lt;span id="_user_hayatieroz@hotmail.com" style="color: rgb(0, 104, 28);"&gt;'e teşekkürlerimle. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span id="_user_hayatieroz@hotmail.com" style="color: rgb(0, 104, 28);"&gt;hayatieroz@hotmail.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha detaylı bilgiyi &lt;a href="http://www.hvkk.tsk.mil.tr/PageSub/Kurumumuz/Tarihce/TarihtenYansimalar.aspx?pid=031119826"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;buradan&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; alabilirsiniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-5772048793293612300?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/5772048793293612300/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=5772048793293612300&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/5772048793293612300'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/5772048793293612300'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/11/ilk-trk-hava-ehitlerimiz.html' title='İLK TÜRK HAVA ŞEHİTLERİMİZ.'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/R1B7-kzRLwI/AAAAAAAABPg/cYCyHz_vsf8/s72-c/ilksehitler+04.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-7311974187733388386</id><published>2007-11-27T06:39:00.000-08:00</published><updated>2007-11-27T06:52:28.816-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Abdülhamit Han'/><title type='text'>Prof. Vahdettin Engin : 2. Abdülhamit Han dış politikadaki “Kırmızı Çizgileri”ni çiğnetmedi!</title><content type='html'>&lt;table class="MsoNormalTable" style="" border="0" cellpadding="0"&gt;  &lt;tbody&gt;&lt;tr style=""&gt;   &lt;td style="padding: 0.75pt;"&gt;            &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: georgia;"&gt;&lt;!--[if gte vml 1]&gt;&lt;v:shapetype id="_x0000_t75" coordsize="21600,21600" spt="75" preferrelative="t" path="m@4@5l@4@11@9@11@9@5xe" filled="f" stroked="f"&gt;    &lt;v:stroke joinstyle="miter"&gt;    &lt;v:formulas&gt;     &lt;v:f eqn="if lineDrawn pixelLineWidth 0"&gt;     &lt;v:f eqn="sum @0 1 0"&gt;     &lt;v:f eqn="sum 0 0 @1"&gt;     &lt;v:f eqn="prod @2 1 2"&gt;     &lt;v:f eqn="prod @3 21600 pixelWidth"&gt;     &lt;v:f eqn="prod @3 21600 pixelHeight"&gt;     &lt;v:f eqn="sum @0 0 1"&gt;     &lt;v:f eqn="prod @6 1 2"&gt;     &lt;v:f eqn="prod @7 21600 pixelWidth"&gt;     &lt;v:f eqn="sum @8 21600 0"&gt;     &lt;v:f eqn="prod @7 21600 pixelHeight"&gt;     &lt;v:f eqn="sum @10 21600 0"&gt;    &lt;/v:formulas&gt;    &lt;v:path extrusionok="f" gradientshapeok="t" connecttype="rect"&gt;    &lt;o:lock ext="edit" aspectratio="t"&gt;   &lt;/v:shapetype&gt;&lt;v:shape id="Picture_x0020_2" spid="_x0000_s1026" type="#_x0000_t75" style="'position:absolute;left:0;text-align:left;margin-left:-.35pt;" allowoverlap="f"&gt;    &lt;v:imagedata src="file:///C:\DOCUME~1\hp\LOCALS~1\Temp\msohtmlclip1\01\clip_image001.jpg" title=""&gt;    &lt;w:wrap type="square" anchory="line"&gt;   &lt;/v:shape&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if !vml]--&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;Marmara Üniversitesi Tarih BölümüProfesörü Vahdettin Engin:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;   2. Abdülhamit Han dış politikadaki “Kırmızı Çizgileri”ni çiğnetmedi!&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;   &lt;/td&gt;  &lt;/tr&gt;  &lt;tr style=""&gt;   &lt;td style="padding: 0.75pt;"&gt;   &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;2. Abdülhamid’in 19. asrın son   çeyreğinde ve 20. asrın başlarında padişah olması tarihimiz açısından bir   şanstır. İmparatorluğun ayakta kalmasının nedenidir. Onun yerinde dirayetsiz   bir padişah olsaydı, Osmanlı 1870lerde yıkılabilirdi ve ondan sonra gelecek   felaketleri de insan tahayyül bile edemiyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;            &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;RÖPORTAJ: TAYFUN SALCI &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;         &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;2. Abdülhamid’le ilgili tek kitabınız değil bu. Abdülhamid’e   verdiğiniz önemin nedeni?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;2. Abdülhamid’in 19. asrın son   çeyreğinde ve 20. asrın başlarında padişah olması tarihimiz açısından bir   şanstır. İmparatorluğun ayakta kalmasının nedenidir. Onun yerinde dirayetsiz   bir padişah olsaydı, Osmanlı 1870lerde yıkılabilirdi ve ondan sonra gelecek   felaketleri de insan tahayyül bile edemiyor. Anadolu elimizde kalır mıydı,   kalmaz mıydı şüpheli. O yıllardaki icraatlar çok önemli. Türkiye Cumhuriyeti   bir milli mücadele yaparak kurulma şansını bulduysa, bunda Abdülhamid’in   devleti ayakta tutmak için aldığı tedbirlerin payı vardır. Abdülhamid hem   devlet işleriyle uğraşıyor, hem de hakkında söylenenlerin aksine hayatın o   kadar içinde ki ! İstanbul’la ilgili iradelerini ele aldığım kitapta bu   görülüyor. Bilinmesi ve öğretilmesi gereken şeyler bunlar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Evet, hakkında birbiriyle bu kadar çelişen hisler beslenen pek az   devlet adamı olsa gerek?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Abdülhamid’i bir devlet adamı   olarak, bir de kişi olarak değerlendirmek lazım. İstibdad dönemi denir   dönemine. Müstebid padişah, hatta “kızıl sultan” diye de anılır. Bunlar son   derece abartılı.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;2. Abdülhamid   döneminde anayasalı, parlamentolu bir sistem öneren muhalif bir grup var.   İstibdad iddiaları büyük ölçüde bunlardan kaynaklanıyor. Fakat o günkü   dünyanın şartlarına bakmak lazım. Diğer dünya ülkeleri çok mu demokratikti?   19. yy’da İngiltere’de ve Fransa’da biraz demokrasiden söz edilebilir belki   ama o da kendi insanları içindir. Mesela İngiltere geniş bir imparatorluktur   ama yapılan seçimde sadece İngiliz halkı oy kullanıyor, diğer nüfusların oy   hakkı yoktur, hiçbir temsilcileri de seçilemez. Osmanlı 1876’da meşrutiyet   ilan ettiği zaman -ki ilan eden Abdülhamid’dir- oluşan parlamentoya seçilen   milletvekillerine baktığımızda Trablusgarp mebusunu, Yemen mebusunu, Basra   mebusunu görürüz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;İngiltere’deki durumun tam tersi yani?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Tabii. İmparatorluğun her   yerinden hiçbir ayrımcılık yapmadan milletvekili seçilmiştir. İngiltere bunu   yapmıyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Fakat Abdülhamid meşrutiyet taraftarı de değildi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;            &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Evet. İmparatorluğun yapısının   bunun için uygun olmadığı düşünüyordu. Zaten çok sıkıntılı bir dönemde başa   geçti. Osmanlı-Rus harbi vardı mesela. Ondan dolayı da 1878’de meclisi   kapattı. İmparatorluk çok çeşitli etnik ve dini yapılardan oluşuyor, bu   nedenle Abdülhamid meşrutiyetin ülkeye istikrar ve refah getirmekten çok   ülkenin parçalanmasına yol açacağını düşünüyor. İlk Osmanlı meclisindeki bazı   konuşmalar da bu endişesini güçlendirmiştir. Gayrı müslim milletvekillerinin   çoğunun Osmanlı milletvekili gibi değil de, mensup olduğu grubun vekili gibi   konuşup davranması bu kaygıları pekiştirmiştir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Kitabınız 2. Abdülhamid’in hususi iradelerine dayanıyor. Bunların   önemi nerden kaynaklanıyor?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Ben aslında Abdülhamid’in   uyguladığı sistemi bir tür başkanlık sistemi olarak yorumluyorum.   Abdülhamid’in binlerce hususi iradesini okudum. Kitabım da bunların üzerine   kurulu. Bunlar, padişahın hangi konuda ne düşündüğünü doğrudan görmemize   imkan veren belgelerdir. Her konuda yüzlerce, binlerce emri var. Bu emirleri   incelediğimizde şöyle bir manzara çıkıyor: Kendi bildiği konularda direkt   emir veriyor; fakat bir kimsenin her konuda uzman olması mümkün değil,   dolayısıyla bilmediği konularda meselenin uzmanlar tarafından incelenmesini   istiyor. Sağlıkla ilgili bir karar mı alınacak, uzman bir doktora danışılmasını,   ondan sonra karar verilmesini emrediyor. Yani kararlarını geniş bir   araştırmadan sonra karar veriyor. İstibdaddan ziyade, herkesin fikir   açıklayabildiği ama son kararı padişahın aldığı bir sistem bu. Fakat şu var   tabii: Siyasi bazı düşüncelerin seslendirilmesi gerçekten yasak, bunun da   nedeni dediğim gibi meşrutiyet idaresinin devleti parçalayacağı yönündeki   kaygısı. Meşrutiyet, cumhuriyet gibi bir takım kavramlar bu yasak   çerçevesindedir. Bunun dışında her şey yazılıp çizilebiliyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Abdülhamid’in devlet adamlığı ile kişiliğini birbirinden ayırdınız.   Devlet adamlığını beğendiğinizi anlıyorum. Bu ayrımın nedeni kişiliğinde   beğenmediğiniz yönler bulunması mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Hayır. Kişiliğinin ayrıca   değerlendirilmesi lazım, çünkü orada da ilginç cepheler var. Padişahlığının   ilk yıllarında İstanbul’da biraz dolaşmıştır,&lt;span style=""&gt;    &lt;/span&gt;şehzadeliği zamanında ise Avrupa’ya gitmiş, Mısır’ı görmüştür. Yani   dünyayı belli ölçüde bilen bir insandır. Ama amcası Abdülaziz’in başına   gelenlerden, yani tahttan indirilmesi ve öldürülmesinden sonra, kendisi de bu   işi yapanların arkasında olan devlet adamlarınca tahta getirildiği için   kafasında daima şüpheler vardır. Bazı şeylerin kontrol altında tutulması   gerektiğini düşünüyor. O nedenle Dolmabahçe Sarayında oturmadı, Yıldız   Sarayına çekildi ve çok fazla da dışarı çıkmadı. Cuma namazı için Yıldız   camiine gidiyordu, o kadar. Fakat dışarı çıkmamış olması İstanbul’daki,   ülkedeki veya dünyadaki gelişmelerden habersiz olduğu anlamına gelmiyordu.   Her şeyden haberdardı. Bunu da kurduğu, o jurnalcilik olarak görülen ama   aslında bir istihbarat ağı olan sistemle yapıyordu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Evhamlı olduğu söylenir?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Evet, biraz vehimlidir ama bu   da anlaşılabilir. Dediğim gibi, bir kere amcasının tahttan indirilip   öldürülmesine tanık olmuştur. İkincisi, padişahlığının ilk yıllarında kendisi   de iki kere darbe girişmine maruz kaldı. Bunlar doğal olarak onda kendini   koruma mekanizmasını geliştirdi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Abdülhamid yalnız bir adam mı, yoksa ona bu konularda yol gösteren   bir yakını var mı? İstihbarat örgütü kurmaktan, tek başına devleti yönetmeye   kadar…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;S&lt;/o:p&gt;ait Paşa çok sık kullandığı   devlet adamlarından biridir. Zaman zaman aralarında problemler olur ama Sait   Paşa’dan destek almıştır. Fakat çoğu konuda kendisi karar verir. Abdülhamid   çok da zeki bir insan tabii.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;İktidar olduğu koşullar çok kolay değildi herhalde?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Abdülahmid çok bunalımlı bir   dönemde başa geçti. İmparatorluğu köşeye sıkıştıran ve 93 harbi olarak   bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının çıkışından Abdülhamid sorumlu   değildi. Mithat Paşa ve meşrutiyet idaresinin kötü politikaları sonucunda   çıktı bu savaş. Neticesi de çok feci bir mağlubiyet oldu. Rus orduları   Yeşilköy’e kadar geldi ve Ayastefanos anlaşmasını dayattılar. Bu anlaşma tam   bir felaketti. Buna göre Karadeniz’den Ege denizine kadar inen bir   Bulgaristan kuruldu. Rusya kontrolünde bir Bulgaristan. Gerçi Osmanlı   devletinin elinde Makedonya ile Adriyatik denizine kadar uzanan bir toprak   kaldı ama araya giren Bulgaristan yüzünden o toprakla bağlantısı koptu.   Ayastefanos işlemeye devam etseydi birkaç sene içinde o topraklar da   gidecekti. Anlaşma çok ağır bir savaş tazminatını da öngörüyordu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Nasıl bu kadar feci bir yenilgi alındı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Osmanlı devleti 19. yy’da   Rusya’yla tek başına mücadele edemeyecek durumdaydı. O dönemde aslında birçok   dünya gücü de farklı bir durumda değil. Hepsi müttefik ihtiyacı içinde.   İttifak halinde davranıyorlar. Rusya’nın geleneksel bir politikası var, sıcak   denizlere inmek. Balkanlardan ve Kafkaslardan yol arıyor. Mesela Kırım   savaşında Osmanlı Fransa ve İngiltere’yle müttefik olarak Rusya’yla savaştı   ve Rusya mağlup edildi. Fakat 93 harbinde yalnız kaldı. Sonuçta askeri gücü   yetersiz olduğu için de yenildi. Bu yenilgide, savaşa mali olarak iflas   ettiği bir dönemde girmesinin de etkisi var. 1875’de morotoryum ilan   edilmişti. Alacaklı Avrupalı devletler Osmanlı’nın peşindeydi. Abdülaziz   tahttan indirilmiş vs. Tam bir bunalım ortamıydı. Avrupa ülkeleri borçlarını   ödemeyen Osmanlı’yı Rusya aracılığıyla cezalandırmış da oldular. Her şey   aleyhte. Bu savaşın kaybedilmesi çok şaşırtıcı değil.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Sonuçta bu durumdan nasıl kurtulundu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;                  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Ayastefanos cari kalsaydı,   İstanbul’u korumakta da çok güçlük çekerdik. Burada Abdülhamid çok akıllı bir   politika takip etti. Uluslararası ilişkilerde karşılıklı çıkarları kullandı.   İngiltere en büyük sömürgesi Hindistan’a giden yolu kontrol etmek istiyordu.   Kıbrıs’ı önemsiyor o nedenle. Kıbrıs’a hakim olmak istiyordu. İngiltere   Kıbrıs’ın kontrolünü bize bırakın, biz de Ayastefanos’un şartlarını   değiştirelim teklifini yaptı. Haziran 1877’de Kıbrıs’ın kontrolü İngiltere’ye   bırakıldı, aynı yılda Ayastefanos’un hükümleri iptal edildi ve Berlin   anlaşması yapıldı. Berlin anlaşması çok daha mı iyiydi? Her şeyden önce bir   kere büyük Bulgaristan ortadan kaldırıldı, Osmanlı Balkanlardaki   topraklarıyla bağlantısını kazandı. Nitekim 1910lara kadar Osmanlı’nın   Adriyatik kıyısında toprağı vardır. Bu arada Kıbrıs Osmanlı’nın kalmaya devam   etti, denetimi sadece İngiltere’ye verildi&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;OSMANLIYI DA PETROL YIKTI&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Abdülhamid döneminde Batıyla ilişkiler nasıldı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;1878 den sonra dünya güçlerinin   Osmanlı’ya bakışı değişti. O güne kadar Rusya karşısında ayakta duran bir   Osmanlı isteniyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Soğuk Savaş dönemindeki gibi?...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Evet. Tıpkı öyle. O tarihten   itibaren Osmanlı’yı parçalamak, en iyi payı kapmak peşine düştüler. Petrol   bir faktör olarak gündeme gelmişti. Petrol de büyük ölçüde Osmanlı   topraklarındaydı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Yeni petrolün başına bela olduğu ilk ülke Osmanlı’ydı?..&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;                  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Tabii. 2. Abdülhamid’in özel   bir politikası vardı bu konuda.. Osmanlı, Balkanlarda ve Ortadoğu’da buna   direnmiş, dişe diş mücadele vermiş.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;PETROL POLİTİKASI&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;2. Abdülhamid döneminde   petrolün önemi iyice ortaya çıkmıştır. İngiltere Basra körfezine hakim olmak   üzere saldırılara da başlamıştır. Hem bölgedeki bazı Arap şeyhleriyle   anlaşıyor, hem de askeri güç kullanıyor. Abdülhamid buna karşı Almanları   devreye sokarak bir rekabet oluşturmuştur.&lt;span style=""&gt;    &lt;/span&gt;Petrol bölgelerinin bir takım savaşlar sonunda elinden çıkabileceğini   düşünerek buraları hazineyi hassanın malı, yani kendi şahsi malı yapmıştır.   Savaşla elden çıkan topraklar üzerindeki şahsi haklar devam eder. Nitekim   1920li ve 30lu yıllarda hanedan üyeleri bunun mücadelesini verdi. Varisleri,   buraların kendi dedelerine ait olduğunu iddia ederek mahkemelere başvurdular.   Aslında bu üzerinde araştırma yapılması gereken bir konu. Çünkü sanıyorum   İttihatçılar, Abdülhamid’i devirdikten sonra buraları devletleştirdi,   Vahdettin ise yeniden hazineyi hassaya aldı. Bunun üzerinde durulması lazım.   Bildiğime göre Cumhuriyet hükümeti de 1930lu yıllarda Abdülhamid’in   varisleriyle paralel hareket etti.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;         &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;BATI’NIN SİHİRLİ PARÇALAMA FORMÜLÜ&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;               &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Misyonerler gayrı Müslim teba   arasında bir propaganda mekanizması geliştiriyorlar, Ortodoks ve   Gregoryenleri Katolik ve Protestan yapıyorlar. Sonra da belli devletler   “bunlar benim dinimdendir” diyerek himaye hakkı talep ediyorlar. Konsoloslar   da bu azınlıklar üzerinde propaganda çalışması yapıyorlar. O dönemde bunları   engellemek mümkün değil. Abdülhamid ancak onları izlettirmek suretiyle   zararlı faaliyetlerini önlemeye çalışmıştır. Bunun neticesinde giderek isyana   etmeye hazır roplumlar oluşturuluyor. Dış güçler de bunu kışkırtınca, isyan   başlıyor. Osmanlı isyanlara karşı askeri güç kullanmaya mecbur kalıyor, bu   defa müdahalede bulunup bölgede ıslahat yapın, şu şu tedbirleri alın   diyorlar. Osmanlı direniyor veya direnemiyor, şartlara göre. Islahatı takiben   de muhtariyet, yani özerklik talebi geliyor. Onun sonraki aşaması da   bağımsızlıktır. Batının Osmanlıyı parçalamaktaki sihirli formülü buydu.   Islahat, muhtariyet, bağımsızlık.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ABDÜLHAMİT DENGE SİYASETİ İZLEDİ&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;2. Abdülhamid o dönemde   uluslararası politikada tek bir ülkeye bağlı kalmayarak hepsini dengede   tutacak bir politika uyguluyor. Daha çok tabii Almanya’yı kendi yanına   çekmiştir, konjoktör onu gerektiriyordu. Ama bütün devletlerin Osmanlı’yı   yıkmaya çalıştığı o ortamda Abdülhmid, onların arasındaki rekabeti her zaman   körükledi. Dolayısıyla hiçbir zaman hepsinin bir arada Osmanlı’ya   saldırmaları mümkün olmadı. Mesela İngiltere Ermenileri desteklerken, Almanya   Osmanlı lehine tutum alıyordu. Bu açıdan Abdülhamid başarılı olmuştur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;            &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;HAMİDİYE ALAYLARI&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Hamidiye Alayları neydi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;Ermeniler doğu Anadolu’da nüfus   çoğunluğu ele geçirmek için teröre başvurarak katliama giriştiler,&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;bölgenin yapısı gereği de çoğunlukla   Kürtlere yönelikti bu saldırılar. Abdülhamid Osmanlı güvenlik güçlerini   kullanmanın yanı sıra, bölge halkını da silahlandırdı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Bugünkü korucu sitemi gibi mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;                           &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Korucu sistemi tamamen oradan   örnek alınmıştır. Abdülhamid bölge halkını kullandı, çünkü zaten saldırıya   uğrayan onlar. Güvenlik güçleri yetmiyor, çünkü saldırı yapanlar da birkaç   çeteden ibaret değil; Ermeni halk silahlandırılmış durumda. Yani geniş çaplı   saldırılar söz konusu. O nedenle saldırıya uğrayanların en azından   kendilerini savunabilmeleri gereki&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;EN ZENGİN ŞEHZADE&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Abdülhamid para kazanmanın   yollarını bilir ama israfı sevmezdi, tutumlu bir insandı. Şehzadeliği   döneminde aldığı maaşını iyi kullanmıştır. Başka şehzadeler lüks hayatlar   sürdüklerinden, maaşları yetmez, sürekli borçlanırlardı. Abdülhamid ise   devletin verdiği maaşla geçindiği gibi, para da kazanıyordu. Ticaretle   uğraşıyor, borsada oynuyordu. Bu konuda danıştığı uzmanlar da vardır. Mesela   padişah olduktan sonra da hazine-i hassa’nın başına bir Ermeniyi, Mikhail   Portakalyan’ı getirmiştir. Padişahlığındaki ekonomi politikasına da yansıdı   bu. İflas etmiş bir ülke devralmıştı. Osmanlı 1875de borçlarını   ödeyemeyeceğini dünyaya ilan etmişti. Abdülhamid bu ortamda alacaklı   ülkelerle müzakereye oturdu. Bu borcu ödeyemeyeceğimiz kesin, dedi. “Siz   bunda ısrarcı olursanız, genel bir felaket olacak”. Çünkü alacaklı ülkelerin   verdikleri borçlar da, halkların bankalardaki mevduatlarından oluşuyordu.   Bunun üzerine Osmanlı borçlarının %50si silindi. Duyun-u Umumiye idaresi   kuruldu ve bazı Osmanlı gelirlerinin doğrudan bu idareye gidip oradan   borçların ödenmesi uygulaması başladı. Tabii borcun yarısı silinince, meblağ   ödenebilir bir hal aldı. Abdülhamid o ortamda hanedan üyelerinin maaşlarını   yarıya indirdi. Bu sembolik bir jestti ama önemliydi. Topluma mesajdı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;               &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;FİLİSTİN “KIRMIZI ÇİZGİ”YDİ.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Yahudiler 2. Abdülhamid’den Filistin’i satın almak istediler mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;O dönemde başta Rusya ve   Romanya olmak üzere birçok ülkede Yahudiler saldırıya uğramaya başladılar. Bu   durumda kalan birçok Yahudi yaşadıkları yerleri terk etti ve bir bakıma   ortada kaldı. Yahudi liderler Abdülhamid’e Filistin’den toprak satması, bunun   karşılığında Osmanlı borçlarının ödenmesi yönünde teklifler getirdiler.   Adülhamid buna asla yanaşmadı ve Filistin’e Yahudi göçü konusunda sıkı bir   biçimde kontrol kurdu. Abdülhamid’in uluslararası politikada bazı kırmızı   çizgileri vardı. Filistin bunlardan biriydi. Yahudi yerleşimine tamamen   karşıydı. Kendi döneminde bunu başarmıştır da. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;Abdülhamid’in bazı kırmızı çizgileri İttihat ve Terakki döneminde   pembeleşti mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;               &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Aşağı yukarı öyle.   Abdülahmid’in Filistin’deki tutumu, İttihatçıların döneminde gevşedi, bunu   biliyoruz. Bir başka kırmızı çizgi doğu Anadolu idi: Doğu Anadolu’da her ne   olursa olsun bir Ermenistan kurulmazdı. Nitekim kesin olarak başarmıştır bunu   Abdülhamid. Bir diğeri kutsal topraklarla ilgilidir. Kutsal topraklar   yabancıların eline geçmemelidir, diyordu. Nitekim İngilizler Yemen’e kadar   geldiler, ama onlarla muazzam bir mücadele yapıldı. İçeri girmelerine engel   olundu. Ki İngiltere, 19. yy’ın süper gücüydü, bugünkü ABD’den daha güçlüydü.   &lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;ABD ÇOK İSTEDİ AMA BÜYÜKELÇİLİK AÇAMADI&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;                  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;O dönemin güçü devletlerine   düveli muazzama deniyordu. Bunlar İngiltere, Fransa, Avusturya-Macaristan,   Almanya, İtalya, Rusya ve Osmanlı’ydı. ABD daha geri plandaydı. Bu ülkeler   büyükelçi teati ederlerdi. Mesela İstanbul’da hepsinin büyük elçiliği vardı.   ABD de buradaki elçiliğini büyükelçiliğe yükselterek bu düveli muazzama   arasına girmek istiyor. 2. Abdülhamid buna sürekli engelledi. Eğer ABD   büyükelçilik açarsa, uğraşacağımız devletlerin sayısı artar, diye   düşünüyordu. Bunda başarılı da oldu.&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;BASINI MAAŞA BAĞLAMIŞTI&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Abdülhamid’in basınla   ilişkileri iyi. İki bakımdan. Hem önemli yerli ve yabancı gazetecileri sofrasına   davet eder, kendi düşüncelerini aktarıp yazılmasını sağlardı; hem de   özellikle yabancı gazetecilere maddi menfaat temin edip Osmanlı lehinde   yazılar yazdırırdı. Çok sayıda Avrupalı gazetecinin Osmanlı devletinden para   aldığını biliyoruz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;         &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;TARİHİMİZDE KARA SAYFA YOK&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Osmanlı toplumunun yapısını ve   devletinin zihniyetini gösteren bir belge buldum arşivde. 1857’de. Şöyle   diyor: Yük beygirlerinin haftada bir gün tatilleri var. Cuma günleri   çalıştırılmaları yasak. 1857’de bir takım suistimaller olmuş ki bu konuda,   devlet bir hatırlatma ihtiyacı hissetmiş. Diyor ki “Öteden beri yük   beygirlerinin haftanın bir günü tatil yapmaları adet olduğu halde, bazı   kimseler son zamanlarda bu kurala uymuyorlar” . buradan ne anlıyoruz?   Yüzyıllardan beri Osmanlı’da yük hayvanlarının haftada bir gün dinlenme   hakları var. Halbuki 19. yy’da Avrupa’da insanlar günde 16 saat çalışıyor,   madenlerde ölüyorlardı! Osmanlı hayvanlarla ilgili şu tedbiri geliştirdi:   İzin günlerinde bu hayvanlara sahipleri de binmesin diye, semerlerinin çivili   olmasına karar verildi. Yani bizim tarihimizde kara sayfa yok. Hayvanlara   böyle bakan bir toplumun, bir devletin insanlara bakış açısı da çok farklı   olur.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;   &lt;/td&gt;  &lt;/tr&gt; &lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-7311974187733388386?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/7311974187733388386/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=7311974187733388386&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/7311974187733388386'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/7311974187733388386'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/11/prof-vahdettin-engin-2-abdlhamit-han-d.html' title='Prof. Vahdettin Engin : 2. Abdülhamit Han dış politikadaki “Kırmızı Çizgileri”ni çiğnetmedi!'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-7761090172277537159</id><published>2007-11-19T23:51:00.000-08:00</published><updated>2007-11-19T23:52:19.258-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;strong&gt;OSMANLI İMPARATORLUĞU'NUN YERiNE KURULAN ÜLKELER&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Avrupa:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;      1.Türkiye                              &lt;wbr&gt;                             &lt;img src="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:mWF0qDDAwoEeiM:http://membres.lycos.fr/ecdad/osmanli/harita/1359-1856%2520osmanli%2520devleti.jpg" align="right" border="0" height="110" width="150" /&gt; &lt;br /&gt;      2.Bulgaristan (545 yil)&lt;br /&gt;      3.Yunanistan (400 yil)&lt;br /&gt;      4.Sirbistan (539 yil)&lt;br /&gt;      5.Karadag (539 yil)&lt;br /&gt;      6.Bosna-Hersek (539 yil)&lt;br /&gt;      7.Hirvatistan (539 yil)&lt;br /&gt;      8.Makedonya (539 yil) &lt;/div&gt;        9.Slovenya (250 yil)&lt;br /&gt;    10.Romanya (490 yil)&lt;br /&gt;    11.Slovakya (20 yil) Osmanli adi:Uyvar&lt;br /&gt;    12.Macaristan (160 yil)&lt;br /&gt;    13.Moldova (490 yil)&lt;br /&gt;    14.Ukrayna (308 yil)&lt;br /&gt;    15.Azerbaycan (25 yil)&lt;br /&gt;    16.Gurcistan (400 yil)&lt;br /&gt;    17.Ermenistan (20 yil)&lt;br /&gt;    18.Guney Kibris (293 yil)&lt;br /&gt;    19.Kuzey Kibris (293 yil)&lt;br /&gt;    20.Rusya'nin guney topraklari (291 yil)&lt;br /&gt;    21.Polonya (25 yil)-himaye- Osmanli adi: Lehistan &lt;br /&gt;    22.Italya 'nin guneydogu kiyilari (20 yil)&lt;br /&gt;    23.Arnavutluk (435 yil)&lt;br /&gt;    24.Belarus (25 yil) -himaye-&lt;br /&gt;    25.Litvanya (25 yil)-himaye-&lt;br /&gt;    26.Letonya (25 yil) -himaye-&lt;br /&gt;    27.Kosova (539 yil) &lt;br /&gt;    28.Voyvodina (166 yil) Osmanli adi: Banat Asya&lt;br /&gt;    &lt;div&gt;&lt;strong&gt;Asya&lt;/strong&gt;   &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;    29.Irak (402 yil)&lt;br /&gt;    30.Suriye (402 yil)&lt;br /&gt;    31.Israil (402 yil)&lt;br /&gt;    32.Filistin (402 yil)&lt;br /&gt;     33.Urdun  (402 yil)&lt;br /&gt;    34.Suudi Arabistan (399 yil)&lt;br /&gt;    35.Yemen (401 yil)&lt;br /&gt;    36.Umman (400 yil)&lt;br /&gt;    37.BirlesIk Arap Emirlikleri (400 yil)&lt;br /&gt;    38.Katar (400 yil)&lt;br /&gt;    39.Bahreyn (400 yil)&lt;br /&gt;    40.Kuveyt (381 yil)&lt;br /&gt;    41.Iranin bati topraklari (30 yil)&lt;br /&gt;    42.Lubnan (402 yil)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;strong&gt;Afrika&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;    43.Misir (397 yil)&lt;br /&gt;    44.Libya (394 yil) Osmanli adi:Trablusgarp&lt;br /&gt;    45.Tunus (308 yil)&lt;br /&gt;    46.Cezayir   (313 yil)&lt;br /&gt;    47.Sudan (397 yil) Osmanli adi: Nubye&lt;br /&gt;    48.Eritre (350 yil) Osmanli adi: Habes&lt;br /&gt;    49.Cibuti (350 yil)&lt;br /&gt;    50.Somali (350 yil) Osmanli adi: Zeyla&lt;br /&gt;    51.Kenya sahilleri (350 yil)&lt;br /&gt;     52.Tanzanya  sahilleri (250 yil)&lt;br /&gt;    53.Cad'in kuzey bolgeleri (313 yil) Osmanli adi: Resade&lt;br /&gt;    54.Nijer'in bir kismi (300 yil) Osmanli adi: Kavar&lt;br /&gt;    55.Mozambik' in kuzey topraklari (150 yil)&lt;br /&gt;    56.Fas (50 yil) -himaye-&lt;br /&gt;    57.Bati Sahra (50 yil) -himaye-&lt;br /&gt;    58.Moritanya (50 yil) -himaye-&lt;br /&gt;    59.Mali (300 yil) Osmanli adi: Gat kazasi&lt;br /&gt;    60.Senegal (300 yil)&lt;br /&gt;    61.Gambiya (300 yil)&lt;br /&gt;    62.Gine Bissau (300 yil)&lt;br /&gt;     63.Gine (300 yil)&lt;br /&gt;    64.Etiyopya' nin bir kismi (350 yil) Osmanli adi: Habeş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;(Sn. Dr. Ahmet Çetinbudaklar'dan alınmıştır)&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://www.kriter.org/" target="_blank" onclick="return top.js.OpenExtLink(window,event,this)"&gt; www.kriter.org &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-7761090172277537159?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/7761090172277537159/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=7761090172277537159&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/7761090172277537159'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/7761090172277537159'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/11/osmanli-imparatorluunun-yerine-kurulan.html' title=''/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-8997467366088115203</id><published>2007-11-16T06:44:00.000-08:00</published><updated>2007-11-16T06:50:03.638-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='osmanlı arması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='arma'/><title type='text'>Osmanlı Arması</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/Rz2t31kGt8I/AAAAAAAABBY/jVB7iQANZjw/s1600-h/Osmanl%C4%B1+Armas%C4%B1.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/Rz2t31kGt8I/AAAAAAAABBY/jVB7iQANZjw/s320/Osmanl%C4%B1+Armas%C4%B1.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133450325055158210" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt; Osmanlı armasının anlamı nedir? &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Arma kimliği anlatan, bir işarettir. Resimler, harfler ve şekillerden oluşur. Bir devleti, hanedanı ya da şehri anlatır. Devletlerin insanları tarafından benimsenen armaları vardır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Osmanlı armasının üzerindeki sembolleri en tepeden başlayarak şöyle sıralayabiliriz: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;En tepede bir güneş şekli ve onu çevreleyen güneş ışıkları vardır. Güneş şeklinin ortasında armanın ait olduğu dönemin hükümdarlarının tuğrası yer almakta. Onun altındaki yukarıya açık hilalin üzerinde Arapça "Osmanlı devletinin hükümdarı olan … han, ALLAH( c.c)'ın Muaffak kılması ve yardımına dayanır ve öylece hüküm sürer." anlamına gelen bir söz yazılı. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Onun altında, armanın tam göbeğine gelecek şekilde aynalıklı kalkan motifi var. Bu kalkanın çevresinde yıldızlar bulunuyor. Bu yıldızların sayısı çok zaman 12 adet ile sınırlandırılmış olup 12 burcu temsil eder. Böylece Osmanlı, kâinatın merkezine yerleştirilmiş olur. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Kalkanın hemen üzerinde de devletin kurucusu Osman Gazi'yi temsil eden bir sorguç vardır ki Osmanlıların köklerine ne kadar bağlı olduğunu anlatır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Kalkanın sağ yanında Osmanlı sancağı yer alır. Renkli armalarla kırmızı ile gösterilir. Onun karşısında ise hilafet sancağı bulunur. Hilafet sancağının rengi aslında siyah iken, arma üzerinde hemen daima yeşil renkte gösterilmiş ve bazen üzerinde üç hilal kondurulmuştur. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Merkezdeki kalkandan Osmanlı sancağı yönüne doğru uzanan şekiller ise şöyle sıralanmaktadır: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Sancağın üzerinde bir ok var. Sancak alemini altında baltacıklar ocağının kullandığı tek taraflı bir çift yüzlü teberler (balta) bulunur. Sonra mızrak ve altında el sperlikli tören kılıcı vardır. Sonra ağızdan dolma bir top ve altında savaş kılıcı yer alır. Hemen altında bozdoğan (gürz) görülür. Top ile bozdoğanı sancaktan ayıran boynuzdan yapılan boru ise savaş ilanını ve sonra da mehterhaneyi temsil eder. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Armanın sol yanında, yani hilafet sancağı yönünde uzanan semboller yine yukarıdan aşağıya şöyle sıralanırlar: &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Sancak aleminin altında süngü takılmış bir tüfek, altında tek yüzlü teber (balta), sonra toplu tabanca ve topuz başlı asa mevcuttur. Asanın şeşper (savaş araçlarından altı dilimli topuz) topuzu kenarına asılı olan terazi adaleti temsil eder. Terazinin kitap şekilleri üzerine oturtulmuş olup bu kitaplardan üstteki Kuran-ı Kerim, alttaki ise diğer hukuk metinleri yerine geçen kanun kitabıdır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Hilafet sancağının altındaki çiçek şekilleri Osmanlı'nın estetik yönünü gösterir. Buket arasında ki güller hilafet sancağı üzerinde manevi ilhamlar sebebiyle bulundurulur. Buketin hemen altında bir çapa (gemi demiri) yer alır ki denizciliğin sembolüdür. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Arma göbeğindeki kalkanın hemen alt yanın da dik duran bir borazan mızıka takımını; onun altında çaprazlama duran tirkeş (ok kuburu, sadak) ile meşale de gece donanmalarını ve ok müsabakalarını hatırlatır. &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;Armanın alt tarafını boydan boya süsleyen inci defne yaprakları, çiçek motifleri arasından beş tane madalya sarkar. Bu madalyaların isimleri şöyledir: İmtiyaz nişanı, Mecidi nişanı, İftihar nişanı, Osmanlı nişanı ve Şefkat nişanı.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-8997467366088115203?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/8997467366088115203/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=8997467366088115203&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/8997467366088115203'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/8997467366088115203'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/11/osmanl-armas.html' title='Osmanlı Arması'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/Rz2t31kGt8I/AAAAAAAABBY/jVB7iQANZjw/s72-c/Osmanl%C4%B1+Armas%C4%B1.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-7731523036944960899</id><published>2007-11-13T13:22:00.000-08:00</published><updated>2008-01-09T12:30:02.686-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nuri Demirağ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat öyküleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İlk Uçak Üretimi'/><title type='text'>Nuri Demirağ : İlk Uçak Fabrikamızı kurup üretime geçti ama...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/RzoXbyZf1iI/AAAAAAAABA4/U_4EiNgSP80/s1600-h/Nuri+Demirag.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 168px; height: 134px;" src="http://bp2.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/RzoXbyZf1iI/AAAAAAAABA4/U_4EiNgSP80/s320/Nuri+Demirag.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5132440491494725154" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nuri Demirağ ismini pek hatırlayan çıkmaz. &lt;/span&gt;  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki Türkiye’nin dört yanına&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;  demiryolu hattı inşa ettiği için&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Atatürk kendisine ‘Demirağ’ soyadını verdi.  Demiryollarından hızını alamayan Demirağ, ilk uçak fabrikamızı kurup üretime  geçti; ancak İnönü’nün gazabına uğradı. Böylece Türkiye kendi içinden bir  ‘Boeing’ çıkarma şansını kaybetti.&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Yeşilköy Hava Limanı’nın bir bölümü özel uçaklarla doludur. Ülkede nam salmış  bütün işadamlarının tercihen Chessna tipi uçakları ortalıkta arz-ı endam eder.  Gövdelerinde de uçağı satın alan hatırı sayılır işadamlarının isimleri  yazılıdır. Ne var ki bu jetlerin hiçbiri, uçağı kullanan işadamlarının kendi  fabrikalarında, kendi teknisyenleri ile sıfırdan imal edilmedi.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Yani kendi uçağına binen işadamı yok piyasada. Bunu hayata geçirmek bir tek  Nuri Demirağ’a nasip olmuş. Olmuş olmasına ancak onun da başına uçak imalatına  başladıktan sonra gelmeyen kalmamış. Cumhuriyet ilk yıllarında yaptığı  demiryolları ile yıldızı parlayan ve rotayı uçak imalatına çevirince işleri ters  giden Nuri Demirağ’ın hayatı yakın tarihimizin en çarpıcı biyografilerinden  birini barındırıyor. Cumhuriyet tarihinde birçok ilke imza atmış Demirağ  hakkında kaleme alınmış eser neredeyse yok gibidir. Bu vefasızlığı bir nebze  olsun gidermek yine Sivaslı bir hemşehrisi; Dr. Fatih Dervişoğlu’na nasip oldu.  Ötüken Yayınları’ndan çıkan Dervişoğlu imzalı ‘Türkiye’nin Havacılık Efsanesi:  Nuri Demirağ’ adlı kitap geçtiğimiz günlerde raflarda yerini aldı. Demirağ’ın  yaşadığı döneme ait gazete arşivlerini ve yazılı kaynakları tarayan yazar aynı  zamanda Demirağ ailesinin yaşayan fertleri ile de görüşmeyi ihmal etmemiş.  Ortaya çıkan eser, yakın tarihimizde birçok hayati projenin altına imza atmış  bir portrenin üstündeki perdeyi kaldırması açısından bir nimet olarak kabul  edilebileceği gibi ‘uçak imalatı’ türünden ciddi stratejik önemi haiz hamlelerin  ‘neden akim kaldığı’ yönündeki soru işaretlerine bir nebze de olsa açıklık  getirmesi açısından önemli. İşte bu yüzden Dr. Fatih Dervişoğlu’nun çalışmasının  Adnan Nur Baykal’ın kitaba yazdığı sunuşundaki giriş bile Demirağ hakkında bir  kaynak derlemenin önemini anlatmaya yetiyor: “Nuri Demirağ adını belki  duymuşsunuzdur. Ancak neler yaptığını bilmemeniz doğaldır. Torunu olarak ben  bile, ölümünün üzerinden 50 yıl geçmesine rağmen izini sürmekte zorlanıyorum.”  Önüne dönemin hükümetinin takoz koymaması halinde bugün ‘Boeing’ ayarında dünya  devleri ile boy ölçüşen bir uçak şirketi sahibi olabilecekken şimdi hakkında  bilgi kırıntılarına ulaşmakta bile zorlanıyoruz.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Gelelim Nuri Demirağ’ın hikâyesine; Nuri Bey 1886 yılı Sivas doğumlu.  Babasını küçük yaşta kaybetmesinden dolayı iş hayatına 17 yaşındayken atılarak  Ziraat Bankası’nda memur olarak göreve başlamış. Ardından maliye şubeleri  müfettişi olarak memurluk hayatına devam eden Demirağ’ın hayatı ticarete atılıp  ‘Türk Zaferi’ adlı sigara kâğıdı üretimine geçmesiyle birdenbire değişmiş.  Sigara kâğıdı işinden üç buçuk senede hatırı sayılır bir servet edinmiş. Ancak  ticari hayatındaki büyük sıçramayı Samsun-Sivas demiryolu hattının ihalesini  almasıyla gerçekleştirmiş. Bu başarısı ona Samsun-Erzurum, Sivas-Erzurum,  Afyon-Dinar arasındaki demiryolu hatlarının da yapımını kazandırmış ki bu  sebepten dolayı Soyadı Kanunu’nun çıkmasıyla birlikte Atatürk, Nuri Bey’e  ‘Demirağ’ soyadını bizzat kendisi uygun görmüş.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Sonunu getiren uçak imalatı meselesi ise Türk Teyyare Cemiyeti’nin Reisi  Cevat Abbas’ın uçak almak için halktan bağış kampanyası açmasıyla başlamış. 1935  yılında 10 bin lira bağışta bulunarak hava savunmasının önemine dikkat çeken  Atatürk’ü, 5 bin lira ile Ankara’nın en zengin işadamı Vehbi Koç izlemiş.  Kardeşi Naci Demirağ’ın katkısı 120 bin lira olurken Nuri Bey’in kampanyaya  tepkisi şöyle olmuş: “Mademki bir millet teyyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama  vasıtasını başkalarının lütfünden beklememeliyiz. Ben bu açık fabrikasını  yapmaya talibim.” Bu arada Nuri Demirağ’ın aynı yıllarda devletin 212 milyonluk  devlet bütçesine mukabil 11 milyonluk şahsi serveti ile Türkiye’nin en zengin  işadamı olduğunu hatırlatmakta fayda var.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;Hem yolcu hem bombardıman uçağı&lt;/b&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Böylelikle Almanya, Çekoslovakya ve İngiltere’deki uçak fabrikalarını  mühendisleri ile birlikte gezmek üzere yola koyulmuş. 1936’da bir Çekoslovak  firması ile anlaşarak Beşiktaş’ta proje atölyesini kurmuş. İş büyüdükçe,  atölyeler yetmeyerek uçakların testleri için bir piste ihtiyaç hasıl olmuş ve  bunun Yeşilköy’de bugün Atatürk Hava Limanı olarak kullanılan Elmas Paşa  Çiftliği satın alınmış. Burada geleceğin pilotlarının yetişmesi için Nuri  Demirağ Gök Okulu, uçak tamir atölyesi ve hangarlar inşa edilmiş. Tarihin garip  cilvesi Yeşilköy’deki Gök Okulu’nun ilk öğrencileri arasında zamanın  cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün oğulları Ömer ve Erdal İnönü de var. Ancak her ne  oldu ise bir hafta sonra İnönü kardeşler okulu terk etmiş.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Türk Hava Kurumu (THK) Nuri Demirağ’a 10 adet eğitim uçağı ile 65 adet planör  siparişi vermiş. Demirağ ve ekibi, bir yandan bu siparişleri yetiştirirken, bir  yandan da Nu.D.38 ismi verilen altı kişilik, çift motorlu ve gövdesi alüminyum  kaplı yeni bir model geliştirmiş. Demirağ’ın bu başarısı, Türkiye’de olduğu  kadar yurtdışında da büyük yankılar uyandırmış. Son teknoloji ile donatılan  ‘Nu.D.38’in yapılması, dünya uçak sanayicilerinin dikkatini ilk uçak  fabrikamızın üzerine çekmiş doğal olarak. Ve çok geçmeden dünya havacılığında A  sınıfı yolcu uçağı kategorisine alınmış. Ayrıca yolcu uçağı olarak tasarlanan  ‘Nu.D.38’, savaşta mükemmel bir bombardıman uçağı olarak hizmet verebilmesi  meselenin farklı bir boyutu. İlginç olan hiçbir zaman Demirağ’ın bu uçağının THK  tarafından kabul görmemiş olması. Bu uçağın Türkiye içinde ve hatta yurtdışı  seferleri yapıyor olması bile anlaşılan THK’nın fikrini değiştirmeye yetmemiş.  Verilen siparişlerin iptali ve THK ile yıllarca süren mahkemeleri sonucu  Demirağ, fabrikayı kapatmak zorunda kalmış.  &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Böylelikle daha sinemanın esamisinin okunmadığı 1930’larda ülkenin dört bir  yanındaki salonlarda uçaklarının tanıtımını yapan Demirağ’ın havacılık serüveni  THK ve devrin Milli Şefi İsmet İnönü’nün gayretleri ile son bulmuş. Hikâyenin  geri kalan kısmında da İnönü’ye kafa tutmak isteyen Demirağ’ın Türkiye’de ilk  muhalefet partisi Milli Kalkınma Partisi’ni kurması var. Demirağ’ın havacılık  serüveninde devrin kudretli ismi İnönü’nün takoz koyduğunu ve dolayısıyla uçak  sanayimizi baltaladığını söylemek yanlış olmaz; ancak eksik bir bilgidir. İşin  aslı Demirağ, o dönemin tek mağduru da değildir. Nuri Demirağ, Enver Paşa’nın  kardeşi Nuri Killigil’in de yakın arkadaşı. Nuri Killigil Paşa ise Türkiye’nin  ilk silah ve patlayıcı imal eden fabrikatörüydü. Ordunun bazı siparişlerini  üstlenen Paşa’nın Sütlüce’deki fabrikası -Nuri Demirağ’ın uçak imalatı serüveni  ile tarih benzerliğine dikkat- 1949 yılında esrarengiz şekilde infilak etti.  Nuri Paşa’nın cesedi bile bulunamadı. Nuri Paşa’nın İsrail’le savaş halinde olan  Mısır’dan yüklüce bir cephane siparişi aldığı için fabrikasının sabotaj sonucu  infilak ettiği iddia edildi.  &lt;span style="font-weight: bold;font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;h.yilmaz@zaman.com.tr&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:85%;" &gt;&lt;a href="http://pazar.zaman.com.tr/?bl=5&amp;amp;hn=390"&gt;Kaynak : ZamanPazar&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://www.nuridemirag.com/"&gt;Daha Geniş Bilgi için :  www.nuridemirag.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Bu konu ile ilgili bir yazı : &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;Dr.Muhittin Şimşek : Endüstrileşmemizin engelleri ve Demirağ      olayı&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://gbulten.ssm.gov.tr/arsiv/2004/07/03/2_copy%283%29.htm"&gt;Devamı için &gt;&gt;&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-7731523036944960899?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/7731523036944960899/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=7731523036944960899&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/7731523036944960899'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/7731523036944960899'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/11/nuri-demira-ilk-uak-fabrikamz-kurup.html' title='Nuri Demirağ : İlk Uçak Fabrikamızı kurup üretime geçti ama...'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/RzoXbyZf1iI/AAAAAAAABA4/U_4EiNgSP80/s72-c/Nuri+Demirag.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-6870352399078646555</id><published>2007-11-12T07:09:00.000-08:00</published><updated>2007-11-12T08:02:39.318-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İmam Yahya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Osmanlı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yemen'/><title type='text'>YEMEN : Osmanlı İmparatorluğunun Son Vilayeti</title><content type='html'>&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color:red;"&gt;YEMEN - Osmanlı İmparatorluğunun Son Vilayeti &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı Devleti, onbinlerce vatan evladına mezar olan Yemen meselesini halletmek için devletin egemenlik hakkı saklı kalmak kaydıyla, orada özel bir yönetim kurulması kararını almıştı. Uzun süren görüşmelerden sonra 11 Ekim 1911 tarihinde imzalanan antlaşmayla, 400 yıldır akan kan durmuş, aynı zamanda Trablusgarb ve I. Dünya Savaşları ile Kurtuluş Savaşı süresince, hep dost olan güvenilir bir müttefik kazanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 16. Maddesine göre, Yemen ve Asir’deki Osmanlı kuvvetlerinin en yakın İtilaf devletleri garnizonlarına teslim olmaları gerekiyordu. Yemen Valisi Mahmud Nedim Bey ise, merkezi hükümetten resmen emir almadıkça İtilaf ordularına teslim olmaktan kaçınıyordu. Aynı görüşü paylaşan İmam Yahya da, İstanbul’dan özel bir memurun gönderilmesini şart koşuyordu. Bunun için Mütareke hükümlerini kendilerine bildirmek üzere yüzbaşı Ömer Subhi Bey gönderildi. Ancak Subhi Bey’in de gelmesi durumu değiştirmemiş, Mahmud Nedim Bey, zaman kazanmak için olsa gerek, bu kere Dahiliye Nezaretinden kesin bir emir gelmedikçe teslim olmayacağını ilgili makamlara bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemen İmamı Yahya bin Hamideddin de, Yemen’in İtilaf devletleri tarafından işgaline razı olmadığı gibi,Osmanlı birliklerinin kesinlikle teslim olmasını istemiyordu. Birinci Dünya Savaşı sırasında gerek hükümet ve gerekse ordu nezdinde, siyaseten ve maddeten çok büyük yardımlarda bulunmuştu. Bu süre içinde hiç bir yabancı devlet veya Osmanlı Devleti’ne düşman bir devletle münasebete geçmedi. İmam Yahya, yabancılar tarafından yapılan her türlü teklifi reddetti. O, ordunun ve idarecilerin İngilizler’e teslim olmasıyla, memleket için doğacak büyük mahzurlar ve vahim sonuçlara dikkat çekiyordu. Onlara, teslim olmaları durumunda meydana gelebilecek her türlü sorumluluğu üzerine alarak, durumu vilayet makamı ve ordu kumandanlığı ile tüm yerleşim birimlerine tebliğ etti. O, tek bir neferin bile Yemen’den ayrılmaması taraftarıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Osmanlı Devleti ile yapmış olduğu antlaşmaya dayanarak, tüm yabancı devletler ve bilhassa İngiltere hükümetine sert protestolar gönderdi. Yemen’in her türlü müdahale ve yabancı saldırılardan korunması için mahalli gelirlerin tümüyle ordu ve mülki memurlara harcanacağı beyan edip, teminat verdi. O, teslim olma konusundaki itirazı için, sarf edilen çabalardan yegane maksadının, Osmanlı ordusunun ve Osmanlı idaresinin eskiden olduğu gibi Yemen’de devam edip, Osmanlı kimliğinden ayrılmama olduğunu söylüyordu .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemen’in bir başka yüzü de, burada görev yapan askeri ve sivil memurlardı. Neredeyse 40 aydır maaş alamayan bu insanlar, büyük bir yokluk ve sefalet içindeydiler. İmam Yahya dahi , son derece sıkıntı içinde olan bu memur ve ailelerine geçinebilecekleri ölçüde para ve hububat yardımında bulunmuştu. Bu durumu defalarca dile getirmiş olan Yemen Valisi Mahmud Nedim Bey, hükümete başvurarak, Yemen'de bulunan komutan ve subaylarla, bunların ailelerinin hak ettikleri maaşların hiç olmazsa bir kısmının ödenmesini talep etti. Üstelik, Yemen'deki tüm idari teşkilat görevlerine fiilen devam ediyordu. Bu gelişme üzerine, 18 Nisan 1922 tarihinde toplanan Meclis-i Vükela, Hariciye Nezaretinin yazısını da gündemine aldı. Yapılan görüşme sonucunda, Osmanlı Hükümeti ile İtilaf devletleri arasında kesinlik ve geçerlik kazanmış bir antlaşma mevcut olmamasına ve hukuken Osmanlı Devleti'nin hiçbir parçasının terk edilmiş ve ayrılmış sayılamayacağına göre, her türlü maddi ve manevi bağlarını korumakta olan Yemen'in, Osmanlı Devleti'nden ayrılmış sayılmasının caiz olamayacağı, bu nedenle Yemen'de bulunup da, Mondros Mütarekesi'nden sonra üstlerinin izniyle orada kalan komutan ve subaylarla, askeri memurların maaşlarının derhal ödenmesi için Harbiye Nezaretinden gelen yazı üzerine, gerekli işlemin derhal başlatılması konusunda Maliye Nezaretine talimat verilmesini karar altına aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmam Yahya’nın, bu konudaki tüm gayret ve uğraşıları, Osmanlı kuvvetlerine verilen teminat ve defalarca yaptığı açıklamalar, hiç bir zaman kabul görmemiştir. Dört sene içinde, Osmanlı ordusu ve yerli gönüllüler tarafından elde elde edilen büyük zaferler, âdeta yok sayılarak harp malzemesi ve cephanenin büyük kısmının depolandığı Lühec bölgesi kuvvetleri, tüm mühimmatıyla birlikte İngilizler’e teslim olmuştur. Bu gelişme üzerine, derhal tertibat alan İmam yeni kuvvetler toplayarak, cephe almış ve bunda da başarı sağlamıştır. Durum bu merkez iken,İmamın teslim olma konusundaki tüm uyarılarına rağmen, ordunun bazı komutan, asker ve memurları İngilizler’e teslim olmaya karar vermiştir. İmam Yahya, almış olduğu tedbir ve kararlarla Yemen’in Osmanlı Devleti’nden ayrılmasını kabul etmeyerek, devlete olan samimiyet ve bağlılığını ispat etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye ile bağlarını hiç bir zaman koparmamış olan dost ve kardeş Yemen’le olan sıcak ve samimi ilişkilerimiz, tarihten gelen bir süreçle almış olduğumuz güçle sonsuza dek devam edecektir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-6870352399078646555?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/6870352399078646555/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=6870352399078646555&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/6870352399078646555'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/6870352399078646555'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/11/yemen-osmanl-imparatorluunun-son.html' title='YEMEN : Osmanlı İmparatorluğunun Son Vilayeti'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-1747775622262213573</id><published>2007-11-10T05:05:00.000-08:00</published><updated>2007-11-10T05:15:40.885-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turkler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turklerin soy ağacı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Soyağacı'/><title type='text'>Tarih Boyunca Türkler 'in Soyağacı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;Tarih Boyunca Türk Kavimlerini anlatan soy ağacı resmi. Arşivinizde bulunsun.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Büyük olarak görmek için resme tıklayınız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/RzWuByZf1eI/AAAAAAAABAY/jsQfoon05a4/s1600-h/Tarih+boyunca+turkler.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/RzWuByZf1eI/AAAAAAAABAY/jsQfoon05a4/s320/Tarih+boyunca+turkler.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5131198696190367202" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(İnternetten_ald.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-1747775622262213573?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/1747775622262213573/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=1747775622262213573&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/1747775622262213573'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/1747775622262213573'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/11/tarih-boyunca-trkler-in-soyaac.html' title='Tarih Boyunca Türkler &apos;in Soyağacı'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/RzWuByZf1eI/AAAAAAAABAY/jsQfoon05a4/s72-c/Tarih+boyunca+turkler.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-506312494249857167</id><published>2007-11-09T06:48:00.000-08:00</published><updated>2007-11-09T07:24:48.707-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='japonya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Abd'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='3 Mart 1945'/><title type='text'>ABD Bombardımanı : Tokyo  100 Bin Ölü...</title><content type='html'>&lt;h1 align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;   Tokyo Soykırımı, 3 Mart 1945&lt;br /&gt;(Tokyo bombardımanı)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 style="font-weight: normal;" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;ABD'nin Japonya 'ya karşı kullandığı Atom bombalarından başka bir saldırısıdır. Tokyo'ya yaptığı bir gece saldırısında yakarak öldürdügü 100.000 kisinin fotografları ve hikayesi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/RzR0xCZf1aI/AAAAAAAAA_4/UxFpo26U_uc/s1600-h/Japon+2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/RzR0xCZf1aI/AAAAAAAAA_4/UxFpo26U_uc/s320/Japon+2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5130854261288064418" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/RzR1WiZf1cI/AAAAAAAABAI/DJ-ITpkvtLs/s1600-h/Japon+1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/RzR1WiZf1cI/AAAAAAAABAI/DJ-ITpkvtLs/s320/Japon+1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5130854905533158850" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/RzR0oiZf1ZI/AAAAAAAAA_w/tcc4Ic1euJI/s1600-h/Japon+3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/RzR0oiZf1ZI/AAAAAAAAA_w/tcc4Ic1euJI/s320/Japon+3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5130854115259176338" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-size:85%;" &gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hiroshima ve Nagasaki'de dünyanın en görkemli soykırımlarını yapan Amerika'nin bunlardan aylar önceki Tokyo hava saldırısını da biliyor muydunuz ? Bu olay, yüzyıllardır Kızılderililer, Buffalolar, Japonlar, Vietnamlılar, Afganlar, Iraklılar ve daha nice bilinmeyen canlı topluluklarına yaptığı soykırımlarıyla da dünya lideri olan Amerika'nin ortaya çıkmayan kirli çamaşırlarından sadece biridir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;h4&gt;&lt;span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-size:85%;" &gt;&lt;i&gt;Aşağıdaki linkte, Tokyo bombardımanı'ni ayrıntılarıyla anlatan &lt;a href="http://www.ne.jp/asahi/k/m/kusyu/kuusyu.html" target="blank"&gt;Japonca bir sitenin&lt;/a&gt; tercümesini bulacaksınız.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h4&gt;Okumak için tıklayın.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a style="font-weight: bold;" href="http://people.sabanciuniv.edu/ficici/"&gt;http://people.sabanciuniv.edu/ficici/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;img src="file:///C:/DOCUME%7E1/hp/LOCALS%7E1/Temp/moz-screenshot-10.jpg" alt="" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-506312494249857167?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/506312494249857167/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=506312494249857167&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/506312494249857167'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/506312494249857167'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/11/abd-bombardman-tokyo-100-bin-l.html' title='ABD Bombardımanı : Tokyo  100 Bin Ölü...'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_gAWD9e4Dss0/RzR0xCZf1aI/AAAAAAAAA_4/UxFpo26U_uc/s72-c/Japon+2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-9027874566006610789</id><published>2007-11-04T13:10:00.000-08:00</published><updated>2007-11-04T13:24:16.638-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='soykırım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ermeni sorunu'/><title type='text'>SOYKIRIM YALANI :  Ya onların yaptıkları.</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 191);font-family:verdana;" &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Soykirim yalani&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 191);font-family:verdana;" &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;M. Necati Ozfatura&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;  &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 191);font-family:verdana;font-size:100%;"  &gt;Ermenilerin bir kismi mecburi olarak Osmanlinin baska topraklarina gonderilmistir. Elbette aralarinda hastalik, eskiya saldirilari gibi cesitli sebeblerle olenler de olmustur. Ama asla Ermenilere soykirim yapilmamistir. Kaldiki o tarihte Osmanli topraklarinda Ermenilerin sayisi en fazla 1.3 milyon idi. Oysa 20. asir bazi tarihcilere gore Bati'nin yaptigi soykirim ve katliamlar asridir. Bati kendi asagilik ve sucluluk kompleksini tatmin icin olmayan sozde Ermeni soykirimini 1974 Kibris harekatindan sonra gundeme getirirken kendisinin icra ettikleri soykirimlari unutturmak stratejisini tatbik etmektedir. Bati'nin ve digerlerinin soykirimlari ciltlere sigmaz. Bir kacini ozet olarak arz etmek gerekirse :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;Surgun edilen  ve oldurulen Muslumanlar&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 191);font-family:verdana;font-size:130%;"  &gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 191);font-family:verdana;font-size:100%;"  &gt;&lt;div&gt;  &lt;table style="border-collapse: collapse; width: 423px; height: 270px;" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0"&gt;  &lt;colgroup&gt;  &lt;col width="182"&gt;  &lt;col width="133"&gt;  &lt;col width="26"&gt;  &lt;col width="99"&gt;  &lt;col width="26"&gt;  &lt;col width="81"&gt;  &lt;col width="26"&gt;  &lt;/colgroup&gt;&lt;tbody&gt;  &lt;tr style="height: 15pt;" height="20"&gt;  &lt;td class="xl22" style="border: 0.5pt solid windowtext; height: 15pt;" height="20" width="182"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;&lt;strong&gt;&lt;u&gt;Bolge&lt;/u&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: solid solid solid none;color:windowtext;" width="133"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;u&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;Surgun edilenler&lt;/u&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: solid solid solid none;color:windowtext;" width="26"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;u&gt;%&lt;/u&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: solid solid solid none;color:windowtext;" width="99"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;u&gt;Oldurulenler&lt;/u&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: solid solid solid none;color:windowtext;" width="26"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;u&gt;%&lt;/u&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: solid solid solid none;color:windowtext;" width="81"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;u&gt;Kalanlar&lt;/u&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: solid solid solid none;color:windowtext;" width="26"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;u&gt;%&lt;/u&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 15pt;" height="20"&gt;  &lt;td class="xl23"  style="border-style: none solid solid; height: 15pt;color:windowtext;" height="20"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Guney Yunanistan&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;10,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;29&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;25,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;71&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;0&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;0&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl23"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Bulgaristan1877- 78&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;568,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;38&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;262,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;17&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;672,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;45&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl23"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Bosna 1875- 78&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;245,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;35&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;449,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;65&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl23"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Balkan Savaslari 1912- 13&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;813,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;35&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;632,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;27&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;870,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;38&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl23"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Kirim 1772&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;100,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl23"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Guney Kafkasya 1827- 29&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;26,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl23"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Kirim 1854- 60&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;225,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;75,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl23"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Kafkasya 1864- 67&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;800,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;400,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl23"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Guney Kafkasya 1877- 78&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;70,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl23"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Anadolu&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;2,736,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;19&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;11,619,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;81&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl23"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Guney Kafkasya 1914- 20&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;273,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;   &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;410,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/div&gt;    &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Son donemde yapilan bazi buyuk katliamlara gelince:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 191);font-family:verdana;font-size:100%;"  &gt;  &lt;div&gt;  &lt;table style="border-collapse: collapse; width: 427px; height: 757px;" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0"&gt;  &lt;colgroup&gt;  &lt;col width="117"&gt;  &lt;col width="98"&gt;  &lt;col width="78"&gt;  &lt;col width="96"&gt;  &lt;col width="81"&gt;  &lt;col width="42"&gt;  &lt;/colgroup&gt;&lt;tbody&gt;  &lt;tr style="height: 15pt;" height="20"&gt;  &lt;td class="xl27" style="border: 0.5pt solid windowtext; height: 15pt;" height="20" width="117"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;&lt;u&gt;&lt;strong&gt;Yonetici&lt;/strong&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl27"  style="border-style: solid solid solid none;color:windowtext;" width="98"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;&lt;u&gt;&lt;strong&gt;Devlet&lt;/strong&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl27"  style="border-style: solid solid solid none;color:windowtext;" width="78"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;&lt;u&gt;&lt;strong&gt;Yillar&lt;/strong&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl27"  style="border-style: solid solid solid none;color:windowtext;" width="96"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;&lt;u&gt;&lt;strong&gt;Mülteci&lt;/strong&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl27"  style="border-style: solid solid solid none;color:windowtext;" width="81"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;&lt;u&gt;&lt;strong&gt;Olu&lt;/strong&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl27"  style="border-style: solid solid solid none;color:windowtext;" width="42"&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;&lt;strong&gt;Kayip&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Joseph Stalin&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Rusya&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1934-39&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;13,000,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;15,000,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Adolf Hitler&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Almanya&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1939-45&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;12,000,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;2,000,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Mao Tze Dong&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Cin&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1966-69&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;11,000,000 +&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;10,000,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Ispanyol-Kasifler&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;ABD&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1492-1800&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;7,000,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;972,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Hideki Tojo&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Japonya&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1941-44&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;5,000,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Pol Pot&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kambocya&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1975-79&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1,700,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Kim II Sung&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;K.Kore&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1948-1994&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1,600,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Menghitsu&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Etiyopya&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1975-78&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1,500,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;De Gaulle&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Cezayir&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1954-62&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1,000,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Yakubu Gowon&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Biafra&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1967-70&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1,000,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Leonid Brejnev&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Afganistan&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1979-82&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;900,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Jaan Kamb.&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ruanda&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1994&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;800,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Ingiliz Kralligi&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Avustralya&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1894-1938&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;100,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;719,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Savimbi&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Angola&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1975-2002&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;400,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;B.Mussolini&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Etiyopya-Yug&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1936&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;300,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;B.Mussolini&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Danimarka&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1945&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;250,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;250,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Mobutu Seko&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Zaire&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1965-97&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;200,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;250,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;   &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Charley Taylor&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Liberya&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1989-96&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;220,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Foday Sankoh&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Si.Leone&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1991-2000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;200,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;S.Milosevic&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Yugoslavya&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1992-96&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;180,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Michel Mic.&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Burundi&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1972&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;150,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Almanya&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Namibya&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1891&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;15,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;102,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Papa Doc Duv.&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Haiti&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1957-71&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;60,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Marcos&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Filipinler&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;50,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Hissene Habre&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Cad&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1982-90&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;40,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Vladimir Lenin&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Rusya&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1917-20&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;30,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Francisco Fran.&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ispanya&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;30,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Khomeini&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Iran&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1979-89&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;20,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Eski Yugos.&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bosna-Hersek&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1995&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;45,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;7,500&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Paul Koroma&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Si.Leone&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1997&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;6,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Augusto Pinoc.&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Chile&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1973&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;3,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt;Efrain R. Montt&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Guatemala&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;80,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;2,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;K.K.Cum.&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1912-74&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;25,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1,100&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Yunanistan&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1923-90&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;400,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;  &lt;tr style="height: 12.75pt;" height="17"&gt;  &lt;td class="xl24"  style="border-style: none solid solid; height: 12.75pt;color:windowtext;" height="17"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 128);font-size:85%;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bulgaristan&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl26"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;1970-89&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;360,000&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;  &lt;td class="xl25"  style="border-style: none solid solid none;color:windowtext;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/div&gt;  &lt;/span&gt;   &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-9027874566006610789?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/9027874566006610789/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=9027874566006610789&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/9027874566006610789'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/9027874566006610789'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/11/soykirim-yalani-ya-onlarn-yaptklar.html' title='SOYKIRIM YALANI :  Ya onların yaptıkları.'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-831127561914151313</id><published>2007-11-04T01:51:00.000-07:00</published><updated>2007-11-04T01:00:57.982-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarihi Değiştiren Askerler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ali Çimen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitap'/><title type='text'>Tarihi Değiştiren Askerler’den</title><content type='html'>&lt;p style="text-align: center;"&gt;****&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;Barbaros Hayreddin Paşa, Vezir-i Azam Damat İbrahim Paşa’ya, henüz keşfedilen Yeni Dünya’ya (Amerika) sefer düzenlemek istediğini söylemesine rağmen, ‘Uzak denizlerle işimiz yok. Akdeniz’i ve Hind denizlerini tutmamız kafi.’ cevabını almıştı… &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;****&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;Yüz kadar savaşta hiç yenilmeyen Halid Bin Velid’in, yatağında ölmeden önce, ‘Vücudumda yaralanmamış yer yok. Gel gör ki, savaş meydanlarında yenilgi yüzü görmeyen Halid, yatağında ölüyor.’ diye hayıflandığı rivayet edilir… &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;****&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;Büyük Hun İmparatoru Atilla, hayatını, Avrupa Hun İmparatorluğu’nun kurucusu Uldız’ın ‘Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar her tarafı fethederim’ sözünü hayata geçirmeye vakfetmişti… &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;****&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;Hitler’in ellere karşı bir takıntısı vardı. Kütüphanesinde tarihi karakterlerin el yapılarını analiz eden bir kitap bulunuyordu. Sıklıkla ellerinin, Büyük Frederik’in ellerine benzediğini söylerdi… &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;****&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;Napolyon, St. Helen Adası’nda sürgündeyken İngiliz basınının kendi hakkında yazılanları merak ettiği için İngilizce öğrenmeye başlamıştı… &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;****&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;Amerika’nın İkinci Dünya Savaşı’ndaki efsane generallerinden Patton, iyi bir at binicisi, eskrimci ve yüzücü olmasının yanı sıra, aynı zamanda iyi bir atıcıydı. 1912 Stockholm Yaz Olimpiyat Oyunları’na katılmış, modern pentatlon dalında beşinci olmuştu. Aynı zamanda Almanya’daki sivil halkı, toplama kamplarında Naziler tarafından işlenen suçları görmeleri için, zorla kamplarda gezdirmiş, soykırım kurbanlarını gömdürmüştü… &lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;****&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: center;"&gt;Bugün kullandığımız 365 günlük devrik yıla dayalı takvim Sezar iktidarının eseridir. 7 ayın 31 gün çekmesine Sezar karar vermiş, Senato da, kendisini onurlandırmak için aylardan birine (Julius- Temmuz) onun adını vermişti… &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;****&lt;br /&gt;Rus Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de hayranlık beslediği Çar Büyük Petro, Batılılaşma hamlesi esnasında sakal uzatmayı yasaklamış, hatta hızını alamayarak, ülkenin önde gelen soylularından birkaçını kendisi tıraş etmeye kalkmıştı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gazeteci-Yazar Ali Çimen 'in “Tarihi Değiştiren Askerler” isimli kitabından...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://pazar.zaman.com.tr/?bl=5&amp;amp;hn=1406"&gt;Kaynak : Zaman&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-831127561914151313?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/831127561914151313/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=831127561914151313&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/831127561914151313'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/831127561914151313'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/11/tarihi-deitiren-askerlerden.html' title='Tarihi Değiştiren Askerler’den'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-3269849315826996984</id><published>2007-11-03T06:30:00.000-07:00</published><updated>2007-11-03T06:53:34.493-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkler'/><title type='text'>TÜRKLER : Yabancı devlet adamı, yazar, ya da sanatcıların Türkler hakkında söyledikleri sözler.</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;(Şimdi böylesini neredeyse mumla arayacağız. Nerden nereye gelmişiz.Çok üzücü bir durum.)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlari yücelten iki büyük meziyet vardır: Erkeğin cesur kadının namuslu&lt;br /&gt;olması. Bu iki meziyetin yanında hem erkeği, hem kadını şereflendiren&lt;br /&gt;bir meziyet vardır. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar&lt;br /&gt;vatanına bağlı olmak. İşte Türkler bu meziyetlere ve fazilete sahip&lt;br /&gt;kahramanlardır. Bundan dolayıdır ki Türkler öldürülebilir, lakin mağlup&lt;br /&gt;edilemezler"&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Napoleon Bonaparte - Fransız İmparatoru  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türklerden bahsediyorum... Düşmanına saldırırken amansız bir kasırgaya,&lt;br /&gt;korkunç bir denize ve insafsız bir yıldırıma benzeyen Türk; dost yanında ve&lt;br /&gt;silahsız düşman karşısında bir seher yelidir, berrak bir göldür. Gönül açan&lt;br /&gt;bu yeli yıldırma, göz kamaştıran bu gölü coşkun bir denize çevirmek tabiatı&lt;br /&gt;da inciten bir gaflet olur."&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tasso - İtalyan Şair  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bütün milletler arasında en namuslu ve dostluk kurmada tereddüt edilmeyecek&lt;br /&gt;olan yalnızca Türklerdir. Henüz yabancı tesiri altında kalmamış olan bir&lt;br /&gt;köye gidecek olursanız; gerçek misafirperverliğin ne demek olduğunu orada&lt;br /&gt;görüp öğrenirsiniz."&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;William Martin  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Irk ve millet olarak Türkler, bence geniş&lt;br /&gt;imparatorluklar içinde yaşayan kavimlerin en asili ve başta gelenedir. Dini,&lt;br /&gt;sosyal ve örfi faziletleri,tarafsız kimseler için birer takdir ve hayranlık&lt;br /&gt;kaynağıdır."&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Lamartine-Fransız Yazar, şair ve Devlet adamı.  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Poltava'da esir oluyordum. Bu benim için bir ölümdü, kurtuldum. Buğ nehri&lt;br /&gt;önünde tehlike daha kuvvetli olarak belirdi; önümde su, ardımda düşman,&lt;br /&gt;tepemde cehennemler püsküren güneş... Su beni boğmak, düşman beni&lt;br /&gt;parçalamak, güneş beni eritmek istiyordu; yine kurtuldum. Fakat bugün&lt;br /&gt;esirim, Türklerin esiriyim. Demirin, ateşin ve suyun yapamadığını onlar bana&lt;br /&gt;yaptılar, esir ettiler. Yalnız ayağımda zincir yok, zindanda da değilim;&lt;br /&gt;istediğimi yapıyorum. Fakat bu defa da şefkatin, asaletin, nezaketin&lt;br /&gt;esiriyim. Türkler beni işte bu elmas bağa sardılar. Bu kadar alicenap,&lt;br /&gt;bu kadar asil, bu kadar nazik bir milletin arasında hür bir esir olarak&lt;br /&gt;yaşamak, bilsen ne kadar tatlı."&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Demirbaş Şarl -İsveç Kralı (Ruslardan kaçıp Osmanlıya sığınmıştır)  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türkler ölmeyi biliyorlar, hem de iyi biliyorlar. Ben de ölmeyi bilen bir&lt;br /&gt;milletin yenilmeyeceğini bilecek kadar tecrübeliyim. Burada hiç yoktan&lt;br /&gt;ordular kurmak ve bu orduları ölüme sürüklemek mümkün. Bu imkanlardan bol&lt;br /&gt;bol faydalanıyorum. Fakat, meydana getirdiğim orduları sendeleten bir engel&lt;br /&gt;var: Türklerin yaşayan hatıraları!&lt;br /&gt;Üç-dört yüzyıl önce her kudreti ve her milleti yenen Türkler, şimdi de&lt;br /&gt;silinmez hatıralarıyla her teşebbüsü sendeletiyorlar. Hemen her yürekte bu&lt;br /&gt;korkuyu seziyorum. Demek ki yalnız Türkleri değil, onların tarihini de&lt;br /&gt;yenmek lazım. Bu durumda ben, Türklerin düzinelerle milleti idare&lt;br /&gt;etmelerindeki sırrı da anlıyorum. Onlar milletleri bir kere yeniyor fakat&lt;br /&gt;kazandıkları zaferleri ruhlara ve nesillere nakşedebiliyorlar."&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;M. Montecuccoli (Avusturyalı Komutan)  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Seceat ve cesaret bakımından Türklerden üstün; büyük hedeflere ulaşmak&lt;br /&gt;bakımından da onlardan dirayetli hiç bir kavim yoktur.&lt;br /&gt;Cenab-ı Hak onları aslan sıfatında yaratmıştır."&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İbn-i Hassul  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk, asillerin asilidir. yapma olmayan, gösterişi bulunmayan bu pek yüce&lt;br /&gt;asalet ona tabiatın hediyesidir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Pierre Loti  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türklerin yalnız sonsuz bir cesareti değil, iradeleri sersemleştiren bir&lt;br /&gt;sihirbaz zekası vardır. İşte Türk, bu zekasıyla zafer kazanır, uygarlıklar&lt;br /&gt;yaratır ve insanlık dünyasında en şerefli hizmeti başarır. Zaten Avrupa'nın&lt;br /&gt;yarısını yüzyıllarca boyunduruk altına almak başka türlü mümkün olamazdı.&lt;br /&gt;Çarnayev(Rus Komutan)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silahlı milletin en canlı örneği Türklerdir. Bu diyar köylüsünün orak,&lt;br /&gt;katibinin kalem ve hatta kadınlarının etek tutuşunda silaha sarılmış bir&lt;br /&gt;pençe kıvraklığı vardır. Türk ata biner gibi oturur, keşfe yollanan asker&lt;br /&gt;gibi uyanık yürür.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Moltke  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkler bir ırk ve bir millet olarak yeryüzünün en şerefli insanlarıdır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;La Martine  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşın zevkini almak isteyen herkes Türklerle savaşmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Towsend (İngiliz Komutan)  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğulu önderler, milletlerinin başından ayrılmayarak her hükümetin temeli&lt;br /&gt;olan şu iki kanunu hakkıyla yapıyorlar: iyi yola götürmek ve kötülüklerden&lt;br /&gt;korumak. Bu asil hareket Ruslardan fazla özellikle Türklerde göze çarpıyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Auguste Comte  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk kadınlarının en büyük süsü Türk oluşlarıdır. Onlar süslenmek için elmas&lt;br /&gt;veya zümrüt takınmıyorlar, belki üzerlerinde taşıdıkları o taşları süslemiş&lt;br /&gt;ve kıymetlendirmiş oluyorlar. Çünkü her Türk&lt;br /&gt;kadını canlı bir inci ve paha biçilmez bir pırlantadır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Lady Mary Wortley Montagu  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk'ün güzel yüzünü, kuvvetli endamını, pırıltılı kostümünü, zarif&lt;br /&gt;tavırlarını, kibar gülüşünü, aslanca kükreyişini fırçayla göstermek&lt;br /&gt;mümkündür. Fakat pek güç olan, Türk'ün özünü göstermektir. Bu öz, ayışığı&lt;br /&gt;gibi görülür fakat gösterilemez.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Decamps (Fransız ressam)  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkler yaman binicidirler. Türkler hücumunda düşmanı bir yaprak gibi&lt;br /&gt;çevirip bozarlar.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Chiz (Arap Bilgini)  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türklerin yürekleri temizdir. Onlarda batıl fikirler, basit düşünceler&lt;br /&gt;yoktur.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Semame İbn-i Eşreş (Arap Bilgini)  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkler kahramandırlar. Dostlarına zarar vermezler. Fakat kazanç getirirler.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Comenius (Çek Bilgini)  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türklerin biricik sevdikleri şey hak ve hakikattir. Ve hiçbir haksızlık&lt;br /&gt;yapmadıkları halde haksızlığa uğramışlardır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;William Pitt (İngiliz Devlet Adamı)  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk, Heredot'tan, Tevrat'tan çok eski yüzyılların tanıdığı bir ulustur.&lt;br /&gt;Sadelik içinde görkemi, sükunet içinde ihtişamı, tahakküm kabul etmeyen bir&lt;br /&gt;yüreklilik, alabildiğine geniş bir fetih aşkı, sonsuz bir teşebbüs&lt;br /&gt;kabiliyeti, bölgelere uymaktan çok bölgeleri kendine uydurma zevki ve&lt;br /&gt;alışkanlığı Türk milletinin asırlar dolduran tarihinde açıkça görülür.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;(Ünlü Tarihçi) Hammer  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkler kahramadırlar, dostlarına zarar vermezler. Yüce Türk milleti tuttuğu&lt;br /&gt;eli bırakmaz, sözünden dönmez, iyi ve kötü&lt;br /&gt;günlerde dostundan ayrılmaz. Böyle bir ulusla el ele vermek yeryüzünde her&lt;br /&gt;zorluğu yenmek için sonsuz bir güç ve yetenek kazanmak demektir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Comenius (Çek Bilgini)  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkler muhakkak ki Avrupa tarihinin ve yakın Asya tarihinin bildiği en&lt;br /&gt;halis efendi millettir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kayzerling  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her Türk'ün bakışında silahın ruha verdiği güveni görmek mümkündür. O hayata&lt;br /&gt;ve olaylara güvenle bakmayı öğrenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Molkte  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kılıcı insafsız bir beceriyle kullanan Türk'ün eli, yendiği insanların&lt;br /&gt;yarasını sarmakta da ustadır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Lord Byron  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk korkmaz, korkutur. Bir şey isterse onu yapmadıkça vazgeçmez. Hangi işe&lt;br /&gt;el atarsa başarır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Semame İbn-i Eşreş  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkçeyi öğrenmek benim için büyük bir mutluluk oldu. Çünkü Türk'ü anlamak&lt;br /&gt;için kendisiyle mutlaka tercümansız konuşmalıdır. Tercüman, ışığı örten&lt;br /&gt;zevksiz bir perde oluyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gelland (Fransız Bilgini)  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk askeri cesurdur. Anavatanını sever ve onun için gerekirse çekinmeden&lt;br /&gt;canını feda eder.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Albert Einstein  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık Türklerle savaşmam. Onlar çok cesur ve iyi insanlar.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Andreas Phitiades  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada iki bilinmeyen vardır. Biri kutuplar, diğeri Türkler.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Albert Sorel  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk toplumunda kişisel nitelik ve değer dışında hiçbir şeye önem verilmez.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Baron Büsbek  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On ulusun, on yiğit adamının gücü tek bir kimsede toplansa yine bir Türk'e&lt;br /&gt;bedel olmaz. Türklerin en çok konuştuğu şey savaştır, zaferdir. Eğlenceleri&lt;br /&gt;ise attır, silahtır. Türklerin doğrulukları ve namuslulukları ne kadar&lt;br /&gt;övülse yeridir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Charles Mcfarlene  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk milleti ikibin yıldır profesyonel askerdir. Bütün Türklerin mesleği&lt;br /&gt;askerliktir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Donaldson  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın hangi ordusuna sorarsanız sorun, Türk askerinin karşısında&lt;br /&gt;düşünmenin hiç de kolay olmadığını veya olamayacağını size söyler.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Donaldson  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türklerle dost ol ama düşman olma.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Gianni de Michelis  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada, Türklerden başka hiçbir ordu bu kadar süre ayakta duramaz.&lt;br /&gt;Hamilton&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türklerden başka dini ve vatanı uğruna canını vermeye hazır asker yoktur.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hamilton  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkler devlet yıkmakta ve devlet kurmakta birinci sınıf ustadır. Ülkeleri&lt;br /&gt;değil kıtaları altüst etmişler ve korkunç saldırışlar arasında sarsılması&lt;br /&gt;hiç de kolay olmayan egemenliklerini yaratmışlardır.&lt;br /&gt;Tarih Türklerden çok şey öğrendi. Onların elinden çıkma öyle eserler vardır&lt;br /&gt;ki uygarlık için birer süs olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hammer  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale'de başarılı olamadık. Nasıl başarılı olurduk ki? Zira Türkler&lt;br /&gt;yuvasına girilmiş aslanların hiddetiyle, cüret ve cesaret kahramanlığı ile&lt;br /&gt;savaşıyorlardı. Böyle bir millet görmedim.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sir Julien Corbet  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk gibi ölüme gülerek bakan bir eri başka hiçbir ulusta bulamazsınız.&lt;br /&gt;Yalnız ona iyi bir komutan gerektir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mulman  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumsal düzenin Türkler arasında kurmuş olduğu ilişkilerin hepsinde temiz&lt;br /&gt;yüreklilik ve iyi niyet hakimdir. Vatandaşların birbirlerine karşı borçlu&lt;br /&gt;oldukları işlemleri yapma ve yerine getirmeleri için başka ülkelerde olduğu&lt;br /&gt;gibi senetleşmeye yani yazılı belgeye ihtiyaçları yoktur. Çünkü onların&lt;br /&gt;övülmeye değer hallerinden biri de verdikleri söze genellikle sadık&lt;br /&gt;kalmaları ve karşılarındakini aldatmaktan, güveni suistimal etmekten&lt;br /&gt;çekinmeleridir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Monradgea D'ohsson  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi ulusuna karşı bu kadar dürüst ve cömert olan müslüman Türkler hangi&lt;br /&gt;mezhebe bağlı olursa olsun aynı dürüstlüğü yabancılara karşı da yapar ve&lt;br /&gt;yerine getirirler. Bu noktada müslümanla müslüman olmayan arasında hiçbir&lt;br /&gt;fark gözetmezler.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Monradgea D'ohsson  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk'ü anlamamak için tarihe göz yummak gerekir. Haksız saldırılar ve adi&lt;br /&gt;iftiralar önünde Türk'ün vakur kalışı, kuşku yok ki&lt;br /&gt;körlerin gerçeği, eşyayı anlamadıklarını düşündüklerinden ve körlere&lt;br /&gt;acıdıklarındandır. Bu soylu davranış o adi iftiralara ne açık bir cevap&lt;br /&gt;oluyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Pierre Loti  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk'ün ahlaki seciyesi çocukluğunda aldığı iyilik telkinleriyle değil&lt;br /&gt;çevrelerinde fenalık görmemek suretiyle oluşur.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Thomas Thorsten&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-3269849315826996984?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/3269849315826996984/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=3269849315826996984&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/3269849315826996984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/3269849315826996984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/11/trkler-yabanc-devlet-adam-yazar-ya-da.html' title='TÜRKLER : Yabancı devlet adamı, yazar, ya da sanatcıların Türkler hakkında söyledikleri sözler.'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-3558910143928603087</id><published>2007-10-31T04:19:00.000-07:00</published><updated>2007-10-31T04:23:16.402-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Avustralya &apos;ya Savaş Açan İki Türk.'/><title type='text'>Avustralya 'ya Savaş Açan İki Türk.</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;"Yıl 1912, İngılızler Hindistan"ı isgal eder, Hindistan kralı Osmanlı"dan yardım ister. Yıllardır savaş içinde olan Osmanlı bu yardımı karşılıksız bırakmamakla birlikte 350 kişilik bir askeri birliği gemiyle Hindistan"a gönderir. 350 kişilik birlikten 20 kadarı hastalıktan yolda şehit olur, kalan 330 Osmanlı askeri Hindistan"a çıkarlar ve İngilizlerle savaşmaya başlarlar. Mühimmat açısından kısıtlı olan Osmanlı askerleri birkaç günlük mücadeleden sonra teknolojik donanıma sahip İngiliz askerleri karşısında yenik düşerler ve 40 kadarı esir alınır diğerleri de savaşta şehit olurlar. Savaş bittikten sonra bu 40 Osmanlı esir askerini, İngilizler gemilerde çalıştırmaya başlarlar. Bir İngiliz gemisi Avustralya"ya geldiğinde, esir iki Osmanlı askeri gemiden bir yolunu bulup kaçarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre sonra, adı Karadeniz diyarından Menteşoğlu Abdullah olan, baba mesleği dondurmacılığa baslar. Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet de baba mesleği kasaplığa başlar. 1918"de Avustralya Çanakkale"ye asker çıkarır ve bizim iki Osmanlı askeri olayı duyarlar ve hemen buluşurlar, durum değerlendirmesi yaparlar. Biz Osmanlı askeriyiz ve Avustralya"da yaşıyoruz. Avustralya devleti Osmanlı"ya savaş açmış ve bizim ülkemizi işgale gitmiş, bundan dolayı biz de Avustralya devletine savaş açalım derler. Alırlar kağıdı kalemi ve yazarlar: Sayın Avustralya Başkanı Eksalans Hazretleri, Biz iki Osmanlı askeri, ülkenizde bulunuyoruz, duyduk ki devletimiz Osmanlı"ya Avustralya devleti olarak savaş açmış ve Çanakkale"ye asker göndermişsiniz. Bundan dolayı iki Osmanlı askeri olarak biz de Avustralya devletine savaş açmış bulunmaktayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir Osmanlı savaş fermanıdır. Ekselansların bilgilerine duyurulur.&lt;br /&gt;Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet&lt;br /&gt;Karadeniz diyarından Menteşoğlu Abdullah&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki Osmanlı askeri, Sydney"in 250 km uzağında Karlıdağlar denilen bölgede önce virajlarda tren raylarını sökerek 3 tren devirirler ve üçüncü tren de askeri mühimmat bularak silahlanırlar. Aynı bölgede 8 karakol basarlar ve karakollardaki askerlerin tamamını vururlar. Ne olduğunu bir türlü çözemeyen Avustralya devletinin sonunda iki Osmanlı askerinin yazmış olduğu mektup akıllarına gelir ve mektubun atıldığı bölgeye 250 kadar asker gönderirler ve iki Osmanlı askeri araştırılmaya başlanır. Birkaç günlük araştırmadan sonra sıcak çatışma olur ve iki Osmanlı askeri bu Karlıdağlar"da şehit edilir. İki askerin şu an mezarı Sydney" e 250 km uzakta Karlıdağlar"da ve mezarlarında fotoğraf çekmek yasak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avustralyalılar iki Osmanlı askeriyle savaştık demek zorlarına gittiği için bu askerlerimize (Hindistan asıllı) diyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa Hindistan"da ne Karahisar diyarı, ne de Karadeniz diyarı diye bir bölge var..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;(İnternet 'ten alıntıdır.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-3558910143928603087?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/3558910143928603087/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=3558910143928603087&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/3558910143928603087'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/3558910143928603087'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/10/avustralya-ya-sava-aan-iki-trk.html' title='Avustralya &apos;ya Savaş Açan İki Türk.'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-6574850239961011673</id><published>2007-10-25T11:22:00.000-07:00</published><updated>2007-10-25T11:51:33.432-07:00</updated><title type='text'>Divânü Lügati't-Türk ' den</title><content type='html'>&lt;p&gt;Divani Lugait Türk'ün ön sözü :&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;"Tanrının devlet güneşini Türk burçlarından doğurmuş olduğunu ve Türklerin ülkesi üzerinde göklerin bütün dairelerini döndürmüş olduğunu gördüm. Tanrı onlara Türk adını verdi. Ve yer yüzüne hakim kıldı. Cihan imparatorları Türk ırkından çıktı. Dünya milletlerinin yuları Türklerin eline verildi. Türkler Tanrı tarafından bütün kavimlere üstün kılındı. Haktan ayrılmayan Türkler, Tanrı tarafından hak üzerine kuvvetlendirildi. Türkler ile Birlikte olan kavimler aziz oldu. Böyle kavimler Türkler tarafından her arzularına eriştirildi. Türkler, himayelerine aldıkları milletleri kötülerin şerrinden korudular. Cihan hakimi olan Türklere herkes muhtaçtır, onlara derdini dinletmek ve bu suretle her türlü arzuya nail olabilmek için Türkçe öğrenmek gerekir."&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:85%;" &gt;"Türk Sözlüğünün Divanı" anlamına gelen Kitâbü divân-i lûgat it-Türk (&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Div%C3%A2n%C3%BC_L%C3%BCgati%27t-T%C3%BCrk" title="Divânü Lügati't-Türk"&gt;Divânü Lügati't-Türk&lt;/a&gt;) adlı kitap, &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ka%C5%9Fgarl%C4%B1_Mahmut"&gt;Kaşgarlı Mahmut (1008 - 1105) &lt;/a&gt;tarafından yazılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;Ve Türk milliyetçiliğinin başlangıcı sayılıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-6574850239961011673?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/6574850239961011673/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=6574850239961011673&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/6574850239961011673'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/6574850239961011673'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/10/divn-lgatit-trk-den.html' title='Divânü Lügati&apos;t-Türk &apos; den'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-208455768151369792.post-8449730013818593087</id><published>2007-10-25T11:04:00.000-07:00</published><updated>2007-10-25T12:03:05.258-07:00</updated><title type='text'>Kürşad Olayı (639)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6kt%C3%BCrk" title="Göktürk"&gt;Göktürk&lt;/a&gt; hanedanın 10. büyük hakanı olan &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C3%87uluk_Ka%C4%9Fan&amp;amp;action=edit" class="new" title="Çuluk Kağan"&gt;Çuluk Kağan&lt;/a&gt;'ın küçük oğlu olan Kürşad 'ın&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Çin sarayındaki esir Türk beyleri ve ileri gelenlerini kurtarmak için giriştiği baskındır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göktürk devleti bu çağda Çinin egemenliği altındaydı. Yüzbinlerce Türk Çinin esiri durumundaydı. Bu durumun önüne geçmek için 39 Türk soylusu bir araya gelerek Kürşad etrafında plan hazırladılar. Ancak hareket başarılı olursa Kürşad siyasetten çekilecek; hükümdar olmayacaktı. Hareketin tamamen milli nitelikte olduğundan kimsenin şüphe etmemesi gerekiyordu. Bu Kürşadın kendi fikriydi. Kağan olmama fikrini kendisi söylemişti. Bunun üzerine Kürşad' ın ağabeyinin oğlu kağanlık için seçildi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Çin 50 milyon nüfusu ile dünyanın en kalabalık devletiydi. &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tang_Hanedanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1" title="Tang Hanedanlığı"&gt;18. Tang hanedanı&lt;/a&gt; &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Li_%C5%9Eih-min&amp;amp;action=edit" class="new" title="Li Şih-min"&gt;Li Şih-min&lt;/a&gt; 40 yaşındaydı. 13 yıldan beri tahtta bulunuyordu.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Kürşad ve arkadaşlarının planı: Çin imparatoru esir edilerek Türk iline kaçırılacak, sonra Çin egemenliğindeki Türk toprakları ve Çin sarayındaki Türk soyluları ile değiştirilecekti.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Çin imparatoru kılık değiştirerek her gece başkent Çanganda dolaştığı Türkler tarafından haber alınmıştı. İmparatorun bir sokak baskınıyla esir edilmesi kolaydı. Ancak baskının kararlaştırıldığı gece fırtına ve sağnak yağmur patlak verdi, imparator saraydan çıkmadı. Kürşad geçikilirse harekatın duyulup esir Türklerin kılıçtan geçirilmesinden korktu. Buna bağlı olarak, 39 arkadaşı ile Çin sarayını bastı. İsyancı 40 Türk kahramanı pek çok Çinli askeri öldürdü. Ancak sayı olarak başa çıkamayacakları için geri çekilmeye başladılar. Sağ kalan Türklerin arkasından giden Çin ordusu, fırtına ve sağnak yağış nedeniyle taşan Vey ırmağı kıyısında karşılaştılar.Burada son kalanlarda Çin askerleriyle savaşarak öldüler.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Çin ve Türk tarafının yıllarca unutmadığı ve konuştuğu bu olay, Çin kaynaklarına Kürşad olayı olarak geçti. Bu olaydan sonra Türk steplerinde bağımsızlık şuuru güçlendi. Sürekli olarak sonu başarısızlıkla sonuçlanan isyanlar ve baskınlar yapıldı. Bu isyandan 42 yıl sonra Türkler Kutluk Devletini (2.Göktürk İmparatorluğu) kurarak bağımsızlıklarını tekrar kazandılar.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;"&gt;Kürşad ihtilali neticesinde başarısız olsada, genel olarak Türk tarihinde bilinen ilk bağımsızlık hareketidir. Kürşad ve 39 arkadaşının, ölümüne pahasına özgürlük için savaşması Türk Milliyetçiliği duygusunun sembollerinden olmuştur.&lt;/p&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCr%C5%9Fad"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Vikipedi 'den Alıntıdır.&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/208455768151369792-8449730013818593087?l=fikirkenti-tarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/feeds/8449730013818593087/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=208455768151369792&amp;postID=8449730013818593087&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/8449730013818593087'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/208455768151369792/posts/default/8449730013818593087'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://fikirkenti-tarih.blogspot.com/2007/10/krad-olay-639.html' title='Kürşad Olayı (639)'/><author><name>ALİ _  ANTALYA, TR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10863542279698556496</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
